Günümüze uygun bir ‘Köpekler’
"Köpekler"in (2011) DVD’si raflarda! Kerem Akça yazdı…
Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.
Derin Amerika’da saklanan şiddet olgusuna dikkat çeken 1971 tarihli ‘gang film’ klasiği “Köpekler”, seneler boyu ‘şiddet’e ve ‘kadın kimliği’ne yaklaşımıyla fazlaca tartışılmıştır. Ancak Sam Peckinpah’ın filminin bir klasik olduğu da çoğu kesimce kabul edilir. Filmin 2011 tarihli yeniden çevriminde ise Dustin Hoffman’ın yerine James Marsden’in geçmesi bir eksi not olarak görülebilir. Ancak günümüze uygun bir tür omurgası bulundurmayan “Köpekler”in böylesi yollardan geçmesi olağan. Esasen İngiltere’den Amerika’ya taşınan hikaye yapısına ve sınıfsal uçurumun daha keskin hale geldiği 2000’lerin sosyolojik dünyasına odaklanılması yeniden çevrimin lehine yansımış. Nihayetinde Rod Lurie imzalı bu yeni “Köpekler”, Peckinpah ruhunu aratsa da günümüz kitleleri için profesyonel bir stüdyo seyirliği aşılamış. ‘Toplumun göz ardı edilen bölgelerinden fışkıran tedirgin edici şiddet algısı’na da 11 Eylül ve Irak Savaşı sonrası dönemden hakkıyla bakmayı becermiş.
Post-Vietnam döneminde toplumun içinde saklanan cinsel istismar ve şiddet olgusunu perdeye “Köpekler” (“Straw Dogs”, 1971), “Kurtuluş” (“Deliverance”, 1972), “Taksi Şoförü” (“Taxi Driver”, 1976), “Teksas Katliamı” (“The Texas Chain Saw Massacre”, 1974), “Ölüm Arzusu” (“Death Wish”, 1974) gibi filmler aktarmıştı. Bu süreçten çıkan sinema eserlerinin kendi alanlarında değerli işler olduklarına şüphe yok. “Köpekler” de Peckinpah’ın paralel kurgu tekniğini, el kamerasını ve serbest anlatıyı oyuncularının etrafına sardığı ‘taşradan, bağnaz bölgeden fışkıran bastırılmış şiddet’ odağıyla öne çıkıp bu konuda nev-i şahsına münhasır bir statü yakalamıştı.
Temiz bir klasik Amerikan sineması temsilcisi
Özellikle “Kurtuluş” ile de akrabalık kuran eserin, bu bazdan yola çıkıp ‘gang film’ alanında çarpıcı bir temsil sunarak toplumsal kaosu ya da sınıfsal uçurumu gözler önüne sermesi dikkat çekicidir. Bunun yanında istismar filmi alt türü ‘rape and revenge film’den (intikam ve tecavüz filmi) ziyade kendine apayrı bir yol belirleyip hiçbir şeyi sömürmeden sosyopolitik çatışmayı öne çıkarmasıyla klasikleşme sürecini başlattığı kesindir. Aynı zaman yönetmenin A sınıfına B tipi malzemeleri ve omurgaları sokması açısından kariyerinde kilit bir yere yerleştiği de söylenebilir.
Takvimlerimiz 2011’i gösterdiğinde ise bu sefer Peckinpah’ın filmi 11 Eylül ve Irak Savaşı sonrasına uyarlanmış bir yeniden çevrim ile karşımızda. “Zirve Mücadelesi” (“The Contender”, 2000), “Gizli Gerçekler” (“Nothing But the Truth”, 2008) gibi uzun kaydırmalı planlarla ve oyuncu yönetimiyle öne çıkan politik-gerilimlerin müsebbibi Rod Lurie, burada belli ki ‘memur yönetmenlik’ yapmış. Ancak yönetmenin senaryoyu elden geçirmesi ve filmi tertemiz bir klasik Amerikan sineması temsilcisine çevirmesi projeye yaramış işin doğrusu.
Hikaye İngiltere’den Amerika’ya taşınmış
Zira bu uyarlama, İngiltere’den Amerika’nın ‘southern gothic’ formülü ile anılan ve insanlarının farklı aksanlarıyla dikkat çeken hafif cahil Güney Bölgesi’ne el atmış. Oradaki arıza karakterler ise kabul etmeliyiz ki inandırıcı durmuşlar. Skarsgård’ın (Charlie) doğa temsili olarak ‘uzun boylu’ gözükmesi ona bir Schwarzenegger dokunuşu getirirken, işin doğrusu Dominic Purcell de bu duruma ayak uydurmuş.
Yönetmenin ana karakteri David, ‘Stalingrad Savaşı’ ile ilgili senaryo yazan bir tipleme sunarken, onun Amy adlı karısının TV programı yıldızı olarak seçilmesi kini ve tecavüz isteğini yükseklere çekmiş. Ancak Amy’nin çocukken yaşadığı bölgeye gelip eski flörtü Charlie’ye ‘naz’ yapması, bir bakıma seksi çekişmeyi daha inandırıcı hale getirmek için canlandırılmış. Şüphesiz, bu durum bazı kesimlerin orijinal filmden çıkardığı ‘şiddeti göstermek desteklemekle eşdeğerdir’ düşüncesini flulaştırmış. Bunun üzerine meşhur tecavüz sahnesinde Lurie’nin ‘elini korkak alıştırması’ da eklenince adeta hakim tartışmanın kökleri kazınmış diyebiliriz.
Tecavüz sahnesi ile av sahnesi yine benzer şekilde kullanılmış
Doğrusunu söylemek gerekirse filmin kent burjuvasına mensup David’in ilkelleşmesini vurgulayan av sahnesi ile tecavüz sahnesini üst üste bindirerek bir bakıma onun da şiddete meyilli olduğunu göstermesi ya da alt metinsel egzersiz sunması yine işliyor. Peckinpah’ın serbest zoom hareketleri, el kamerası ve paralel kurgu ile yarattığı tekinsizliğin yerini bir profesyonellik almış bu sefer. Ev içindeki çatışma sahneleri için de aynı durum geçerli.
Lurie belli ki şerif karakterini de bir bakıma ‘Obama’ olarak seçip Amerikan halkının tutucu kesminde ya da taşra bölgesinde yaşayan insanlar ile Los Angeles, New York gibi kapitalizmin patladığı eyaletlerdeki yüksek sosyetenin ya da Hollywood kültürünün arasındaki uçuruma dikkat çekmiş. Yaşayış tarzlarını, popüler kültürü ve küreselleşme sürecini de; ‘gözlük’ ile ‘önü açık gömlek’ ya da ‘üstü açık araba’ ile ‘kamyonet’ karşılaştırması yaparak analiz etmiş.
11 Eylül sonrası döneme uygun bir sosyopolitik zemin
Ev içinde sürekli ayna ile evli çiftimizin cilveleşmesini ‘üst sınıf’ niyetine bir kostümlü-drama dokusuyla yansıtan yönetmenin, Charlie’nin Amy ile hiçbir etkileşim yaşamadan doğrudan tecavüze girmesine odaklanması ise manalı. Zira bu sayede hafta sonları günahlardan arınmak veya dua etmek için kiliseye giderken, bu duruma eşlik etmeyen apolitik ve ateist eşe adeta ‘gıcık’ kapan bu ‘gang’in (taşra çetesi diyebiliriz) sorunu ortaya çıkmış. James Woods’un da tecrübeli lider olarak müthiş bir iş çıkardığı kesin.
Lurie, gang film alanında genelde ‘terkedilmiş-ilkel bölgeler’de yeşeren bu korku-gerilim algısının içinde eli yüzü düzgün bir işe imza atmış. Mesajlarını 11 Eylül sonrasına götürüp bu kesimlerin kaale alınmadığı noktasına kadar uzandırmış. Eleştiri oklarını yozlaşan şehir insanına yöneltirken, kırsal kesimde şiddetin filizlenmesini de bu kültürel, politik ve inançsal uçuruma bağlamış. Buna istinaden yönetmenin günümüz burjuvasının daha da yozlaştığını ‘sen sütyensiz gezerek onları kışkırtırıyorsun’ düşüncesi üzerinden vurguladığı görülebiliyor. Zira orijinal filmde ‘banyodan çıkınca çıplak gözüken kadın’ sahnesinin bu sefer ‘direk camda soyunma’yla yer değiştirmesi, bir gösterge.
Öteki korkusu ile gelişmiş kapitalizm yer değiştirmiş
11 Eylül ile Vietnam arasında psikolojik farklar olsa da esasen kapitalizm ve küreselleşme odaklı yapıda belirgin öğeler-motifler değer kazanmış. Vietnam Savaşı’nın oluşturduğu ruh hali ve bilinçaltında yarattığı ötekiden korkma düşüncesi ile kapitalizmin halkı yozlaştırma süreci ve sınıfal uçurum yaratması karşı karşıya getirilmiş.
Marsden ile Bosworth’un yozlaşmış şan-şöhret dünyası mensubu karakterlerindeki başarıları da bu düşünceyi güçlendirmiş. Lurie, günümüzle ilgili keskin gözlemler yaparak 1971 tarihli filme; stüdyolar için ihtiyaç duyulan profesyonelliği katmış. Ama bu hareket onun kendi üslubunu geliştirmemesini sağlarken, bir taraftan da orijinal filmin ruhunu yok etmiş. Her şeye rağmen yönetmenin seks ve şiddeti istismar etmekten özellikle kaçınması önemli bu yeni “Köpekler” nazarında.
Künye:
Köpekler (Straw Dogs)
Yönetmen: Rod Lurie
Oyuncular: James Marsden, Kate Bosworth, Alexander Skarsgård, James Woods, Dominic Purcell
Süre: 110 Dk.
Yapım Yılı: 2011
keremakca@haberturk.com