Anadolu’nun çarpıcı yüzü
“Mucize” bugün vizyonda! Kerem Akça yazdı…
Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Türk sinemasının Spielberg’ü olmayı çoktan garantileyen Mahsun Kırmızıgül, ilk kez geçmişten bir dönemi aralamak istiyor. “Mucize”, eşkıyaları, anlaşmalı evlilikleri, engelli doğan çocukları, şaşı bakan adamları ve güzel kızlarıyla Doğu’da yolu olmayan bir Zaza köyüne sızıyor. Onun üzerinden öğretmen-öğrenci ilişkisine girerken, senarist-yönetmen Kırmızıgül yine çok fazla kişinin cesaret edemeyeceği riskli bir mevzuya güçlü ve olgun bir anlatımla yaklaşıyor. Detaycı sinematografisi, yer yer gaza basan ses efektleri veya Mert Turak’ın kalıcı performansıyla herkesi ayağa kaldıracak “Mucize”, günümüzdeki Kürt sorununu bırakıp, 1960’lar Anadolu’sunda 27 Mayıs darbesinin etkisi altında kalmış başka bir etnik kökene bakmayı öneriyor.
“Beyaz Melek” (2007), “Güneşi Gördüm” (2009) ile “New York’ta Beş Minare”nin (2010) ardından dördüncü Mahsun Kırmızıgül filmi “Mucize”, yine cesur ve tartışılacak meselelere el atmasıyla ilgi odağı olacak gibi. 1960’larda bir Doğu köyüne giden Foçalı öğretmenin gözünden, ülkemizdeki Batı-Doğu ayrımını masaya yatıran eser, bu kez ‘göç’le ilgilenmiyor. Yönetmenin diğer yapıtları gibi Doğu’ya veya yurtdışına gitmeyi öğütlemiyor.
FAZLACA KARAKTER ORTAK GÖRÜŞE DESTEK OLUYOR
Aksine fazlaca karakterden dramatik yapıya destek alma konusunda adımlar atıyor. “Güneşi Gördüm” ve “New York’ta Beş Minare”de iyiden iyiye hissettiğimiz, mikrodan makroya açılan bir kültürel kimliğin, dağınıklığa yol açabilecek prototiplerle anlam kazandığıydı. Bu sayede genel bir iradeyle bu durumun etrafı sarılıyordu. Buna ulaşırken dramatik açılım sağlayan ana karakterin gözünden eylem planı belirleniyordu.
Talat Bulut’un oynadığı Egeli öğretmenin tayininin çıktığı, yolu olmayan Zaza köyünde geçen “Mucize” ise, sanki günümüzde, Kürt açılımıyla azınlıkların, ötekilerin daha özgür bir ortam bulduğu bir dönemde ‘bir de o zamanlara bakın!’ diyor. Başka etnik kökenlerden insanların da bu ülkede acı çektiğini, siyasi darbelerle köşeye sıkıştırıldığını, yoksulluğun mağduru olduğunu, okutulamadığını anlatıyor. ‘Mucize’yi ararken kendimizi güzel kızlar, zoraki gelinler, şaşı erkekler, engelli gençler, eşkıyalar arasında buluyoruz.
Film, zamanla 27 Mayıs fonlu bir öğretmen-öğrenci ilişkisi filmine dönüşüyor. ABD’de “Karatahta Ormanı” (“Blackboard Jungle”, 1955), “Sevgili Öğretmenim” (“To Sir, with Love”, 1967), “Ölü Ozanlar Derneği” (“Dead Poets Society”, 1989) gibi başarılı örneklerini gördüğümüz bu alan Türkiye sınavından geçiyor. Öykü sanki “İki Dil Bir Bavul”daki (2009) ‘Türkçe bilmeyen Kürt öğrencilerin sancılı eğitim süreci PKK’nın ortaya çıkmasından önce nasıldı?’ sorusu ışığında ilerliyor. Temelini 80’lerdeki gerçek bir olaydan almasına karşın 1960’lara yerleştiriliyor.
OLGUN YÖNETMENLİK GİRİZGAHTAN HİSSEDİLİYOR
Aslında “Kelebeğin Rüyası”nda (2013) bu formül, şair Behçet Necatigil ve öğrencilerini bir destansı aşk iskeletine yönlendirmişti. “Mucize”de ise her zaman ele alınması riskli olan, doğuştan engelli bir adamın çevresinde dönüp dolaşıyor mesele. Sinema tarihinde ‘engelli adam hikayesi’ anlatan filmler akla geliyor. Mert Turak’ın neredeyse hiç konuşmadan vücut dilini müthiş reflekslerle kavrayarak destek verdiği ‘Aziz’ karakteri, dünya sinemasında bile zor görebileceğimiz beceride bir performans bırakıyor geriye.
Talat Bulut’un Ege aksanının ruhunu kavrarken, ince bıyık ve hafif zoraki tebessümlerle şekillenen karakterine çalıştığı çok açık. Kırmızıgül, genel anlamda olgun bir görüntü çiziyor. Güçlü anlatımıyla yönetmenliği çoktan çözdüğünü kanıtlıyor. Flycam, dolly, vinç, steadicam gibi teknik aygıtları yerinde kullanıyor. Foça’da girişteki jimmy jip ile alınan uzun plan sekans gelişmiş rejisör benliğini ortaya koyuyor, dönemin siyasi seslerine de ayna tutma özgüvenini sergiliyor. Onun ötesinde genel planların devamlılık kurgusuna uyum sağladığı görülüyor, hiçbir şey hikayeyi baltalamıyor.
‘MUCİZE’YE MUHTAÇ İNSAN RUHU
Köye gelindiğinde ise dış mekan çekimlerinde Soykut Turan’ın gündüz düşen güneş ışınlarını bazen yalıtmadan, bazen yalıtarak sunması ‘doğallık’a anlamlar katıyor. Açık hava ile kapalı havanın farkını açığa çıkarıyor. Bakış açısı kamerası, alt açı, üst açı tercihlerinin yerinde kullanılıp köy insanının psikolojisini belli ettiği, dengeli kompozisyonların ve simgesel planların bu duruma eşlik ettiği görülüyor. Güçlü odak noktası olan çerçeveler, doğanın ufku geniş zenginliğinden yararlanıyor. Özellikle Aziz ile atının hüzünlü ilişkisi pastoral anlara uzanabiliyor. Balık gözü ve geniş açılı objektifler böylesi durumları kavramakta bir hayli becerikli.
Sinematografinin arasına kurgucu Hamdi Deniz girdiğinde ise kesmeleri fazla abartmadan her şeyi kılıfına uyduruyor. Kaydırma hareketi ile sabit açılar ahenkle buluşuyor. Yavaş çekim ve müziğin yükselmesiyle gelen ajitasyon, bu melodramatik tarafları olan eserin ana parçasına dönüşüp tepki çekebilecek noktalara uzanıyor. Ama Aziz karakteri beklenenden daha az sömürüye malzeme oluyor. “Mucize”nin mucizevi tarafı o noktada açığa çıkıyor sanki. Mekanı kötü havada, karlı-karsız anlarda kavrama zekasına, sınıf içindeki ışığın tonu için uğraşılması da eklenince, köyün acıları olduğu gibi gözler önüne seriliyor. Sinemasal yollarla bir yaşam biçimi, darbeyle yara almış, mucizeye muhtaç bir insan panoraması sunuluyor.
WESTERN, AKSİYON VE KOMEDİ DE VAR
“Mucize”de, eşkıyaların sürdüğü atların dolly ile çekilip zekice kurgulanması da ‘aksiyon’ etkisi yapınca Kırmızıgül usulü bir manzara ortaya çıkıyor. Görkemden ziyade blockbuster anlayışındaki ‘her türden koyalım’ arzusu, aksiyonu da, melodramı da, komediyi de, western’i de araya iliştiriyor. Kendisinin de dahil olduğu köydeki eğlenceli grup yöresel bir mizah katıyor. Ama filmin en zayıf yanı, defolar üzerine kurulmuş komedi anlayışı gibi. Western; Aziz’in atı ve diğer atlar yoluyla, 1960’larda gördüğümüz ‘Anadolu westerni’ (bkz. “Seyyit Han”) tabanından haydutluk meselesiyle canlanıyor. Hatta Aziz, Arthur Penn’in “Küçük Dev Adam”ının (“Little Big Man”, 1970) Jack Crabb’ini de zaman zaman andırıyor.
Film, günümüzdeki meselelerin çok uzağında, 60’ların siyasi kargaşasında fakirliğin hükmettiği bir köy manzarası çıkarıyor. Dönemin çaresiz insanlarının bugünün alegorisi olup olmadığı tartışılır. Ama Kırmızıgül, o sürece de bakılmasını istiyor. Eşkıyalığın da, evliliğin de, aile olmanın da, öğretmenliğin de zorluğuna dikkat çekiyor nihayetinde.
ÖĞRENME SÜRECİNİN İÇ BURKMA POTANSİYELİ
Bizim sinemamızın Spielberg’ü olmayı çoktan hak ederken, bu sefer onun “Mor Yıllar”ı (“The Color Purple”, 1985) ile karşılaştırılabilecek bir esere imza atıyor. Ama bunun üzerine; Clint Eastwood’un insan hikayelerini öne çıkarması, Yılmaz Güney’in toplumsal sorunlara parmak basmak istemesi ve Yavuz Turgul’un oyuncu yönetimine verdiği önem ile mizah-dram dengesini sevmesi ekleniyor.
Aziz karakterinin sadece Zazaca konuşabilmesi de, bir anlamda o zamandan bugünün azınlık hikayelerine bir armağan sunulmasını sağlıyor. Üstelik ‘isim’ tercihi dışında saldırgan değil, sinemasal bir yorumla ilerleyerek. Aziz’in ötekileşirken hem bedensel engelli hem de Zaza kökenli olarak tanımlanması ‘öğrenme’ sürecini anlamlı hale getiriyor. Köydeki ilkellik ile şehrin medeniyeti arasındaki bağda ibre nereye dönüyor? Duruma göre değişir.
Ama Aziz’in hikayesi, azizliğinden olmasa da öğretmen-öğrenci ilişkisi formülünde kafa yapısının hüzünlü duruşuyla heyecanlı hale geliyor. Cesaretiyle “Sınıf” (“Entre Les Murs”, 2008) ve “Koro” (“Les Choristes”, 2004) gibi bu şablonun güncel Fransız örneklerinin üzerine çıkan “Mucize”, bugünlerde bize bizi en iyi anlatan yönetmenin, Mahsun Kırmızıgül’ün, hem Doğu hem Batı’yı görmüş gözünden, tarafsız bir bakışla etkileyici bir panoramaya uzanıyor. Senarist-yönetmenin popüler sinemamızın el kitabına dönüşen külliyatına da ‘dönem filmi’ eklemesi yapıyor.
FİLMİN NOTU: 5.6
Künye: Mucize
Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular: Talat Bulut, Mert Tulgar, Erol Demiröz, Seda Tosun, Büşra Pekin, Meral Çetinkaya, Cezmi Baskın
Süre: 136 dk.
Yapım yılı: 2014
-
Mi
Misafir
spielberg biraz fazla değilmi filmi şzlemedim izlicem en kısa zamanda ama biraz abartılmış sanırım
-
Mi
Misafir
çok iyi film.bu çalışmalara şapka çıkarılır.helal olsun.
TÜM YORUMLARI GÖSTER