BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Çok şey anlatmaya meyilli bir sanatçı Hakan Dilek. Geldiği topraklar ona sanatçılıktan başka şans tanımamış. Yazı ve çizinin neredeyse her alanında üreten Dilek, ‘Bi de Ben Anlatayım’ isimli gösterisiyle, anlatıcılık kültürünün günümüzdeki sınırlı örneklerinden biri... O bir meslektaş aslında. Uzun yıllar yazılı ve görsel basında farklı projeler, belgesel yapımlar üreten Hakan Dilek, farkını anlatarak dile getirenlerden. Çünkü son zamanlarda çizgisini daha çok geçmişte, Anadolu’da da yaygın olan ‘anlatıcılık’ kültürüne dayalı eserlerle ortaya koyuyor. Resim yapıyor, heykel çalışmaları var, futbol kitapları vardı. Yenilerde bir şiir kitabı çıkardı ve 12 yıldan bu yana ‘Bi de Ben Anlatayım’ adlı gösteriyi sürdürüyor. Anlattığı konular farklı. Kimi zaman Hazerfan oluyor, kimi zaman Nazım. Şimdilerde harıl harıl Nazım gösterisine hazırlanan Hakan Dilek’i hummalı temposundan bir saat kopararak çalışmalarını ve hedeflerini konuştuk. HT Egeli'den Dilek Gappi'nin röportajı...

O klasik tanımla başlamazsak olmaz! Gülme ama seni iyi anlatıyor. Omuzlarında onca karpuzu nasıl taşıyorsun?

Çünkü sanatçı karpuz kesmez, mecburen yanında taşır! Şaka bir yana sanatçılığın tek başına bir meşgale olduğuna inanmıyorum. Sanatçılık bana göre başka bir şey. Bir diyafram meselesi. Şiir, resim, müzik bünyede demlenmeli. 

Tüm bu çabalarının arasında sen kendini nasıl tanımlıyorsun?

Gazeteci. Özüm gazeteci ve artık anlatıcıyı ekleyebiliriz.

Evet aynı zamanda bir performans sanatçısısın. Tümüyle interaktif “Bi de Ben Anlatayım” isimli gösterin izlediğimiz birçok ‘Stand up’tan farklı.

Dünyada ve bu topraklarda anlatıcılık çok eski bir kültür. Bir zamanlar vakanüvisler, meddahların yöresel mizahı kullanarak anlattıklarının bir benzeri. Dengbejler, çerçiler ve hatta sulu zırtlak gülmeceye kadar dayanır kökler. Köylerdeki anlatıcılar gibi...

Günümüz anlatıcısı...

Modern deme de! Sevmiyorum o modern tanımını.

Hayır demiyeceğim. Peki nereden geldi aklına anlatıcılık?

Mayalanmanın ilk zemini aile. Trabzon’da doğdum. Samsun’da yaşadım. Uşağum benim yaşaduğum topraklarda zaten herkes büyük küçük bir sanatçı, anlatıcıydı! Dedem anlatıcı bir kimlikti. Babam futbol antrenörü ve öğretici. Babam annemle birlikte ilk kadın futbol takımını kuruyor. Herkes bir müzik aleti çalıyor. Tüm sülalem resim yapan, çalmaya, söylemeye, anlatmaya sevdalı insanlar. Böyle bir aileden gel ve sanatçı olma. Döverler adamı!

Harika anılar.... 

Şöyle söyleyeyim. O coğrafya adama türkü söyletir, saz çaldırır. Yalnızca ben de değil. Hesabını yapmışlar, Trabzon’dan tanınan 301 ressam 126 tiyatrocu çıkmış.

Senin alanında, kendine de yakın bulduğun kim var? 

Can dostum, Sunay Akın. Gösterinin oluşumunda, Akın’la gerçekleştirdiğimiz ‘Hayat Deyince’ programı etkilidir. Bir anlamda gösterinin alt metnini oluşturdu. Tarzlarımız farklı olsa da anlatıcılık sevdamız kesişir.

Sonuçta ‘stand up’ da bir anlatıcılık. Seni ayıran nedir?

Çünkü bende anlatılan senin hikayendir. Amaç daha çok farkına vardırmak. Kimi zaman tarihten kimi zaman yaşanmışlıklardan haberdar edebilmek. Unutmamak ve unutturmamak daha doğru. Stand up gösteri farklı. Cem Yılmaz’ın günlük mizahı güçlü, Ata şovlarında taklit yapıyor, birçok genç arkadaş var, onlar başka bir gösteri. 

‘Bir de Ben Anlatayım’ın konseptini korusan da konular sanırım değişiyor. 

Şu sıralar Sevda Ateşten Gömlek Nazım Hikmet gösterisine hazırlanıyorum. Herkesin tanıdığından farklı bir Nazım’ı anlatacağım. Bugüne kadar tanımlanmış Nazım’ların hiç bir yok diyebilirim. Onun yerine mesala futbol yazarı olduğunu anlatıyorum. Ya da mesala Foça İngiliz Burnun’da saklanmak için 6 ay kaldığını. Çabam, bilinenin ötesini ama onun da ötesinde kişileri en insan halleriyle anlatmak.

Kitaptan okumak yerine neden senden dinleyelim?

Kitapların yazmadığı hikayelerin de peşindeyim. Kalıba uymayan cümleler var bende. Anlatı çok daha akılda kalıcı. Ama illa kitaptan okumak istiyorsan öykülerimde bir derleme kitabı olarak çıkacak, oradan okursun!

Trabzon’dan sonra 28 yılım İstanbul’da geçti diyorsun. Şimdilerde İzmir’de yaşıyorsun. Neden İzmir?

Ümit Aktan’la hazırlayıp sunduğumuz bir radyo projesi için geldim ve aşık oldum. Hayatımın aşkını, ruh eşimi bu kentte bulduğum için buradayım. 

ÖNCE MEŞHUR OL SONRA GEL

Şimdi düşüncelerini de bildiğim için, yüzünü astıracak kısma gelelim. İzmir’de sanat! Ne dersin?

Çok zor. Çünkü önyargılı bir kent İzmir. Bildiğim kadarıyla 16 ayrı özel tiyatro var ve salonları boş. Tanınmış, popüler isimlere yoğun ilgi gösterilmesi can sıkıcı. Bir iyi yanı burada belediyeciğin aktif olması. Ama onlar da tanınmış isim peşinde. İnan kendi adıma söylemiyorum. Ya adam çok daha yetenekli, senin şehrinde yetişmiş ya da bu kentte bir üretimde bulunmak istiyor. Hayır önce meşhur ol sonra gel der gibi bir anlayış hakim. İzmir kültür kenti cümlesinin sözde kalmaması gerektiğini düşünüyorum. 

Peki senin için gösteri mekanının bir önemi var mı?

Hayır canım. Ben her yerde gösterilerimi yapabilir, hikayelerimi anlatabilirim. Keşke halkın yoğun yaşadığı yerlerde yapabilsek. Kültürpark mesela, neden olmasın? 

Yani derdim ünlü olmak değil diyorsun...

Hayır kesinlikle sanatçının derdi ünlü olmak değil, dinlenir olmaktır. Ben bilinmeyeni anlatayım yeter.

Hakan Dilek’in yolu nedir? 

Yol her zaman bir yere gitmez. Bana göre sanat zaten yolda olma ya da yol olma biçimidir.

YORUM YAP 1
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
  • Misafir 03 Temmuz 2018 Salı 13:18 yaşa yaşa Hakan'ım :thumbsup: yolun açık olsun
2000