X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

Yargının yeri

Soli Özel

Tüm Yazıları »
19 Mart 2017 Pazar, 00:59:14

 

Hukukun üstünlüğüne dayalı, güçler ayrılığının işlediği demokratik bir sistemde yargının bağımsız olmasının ne denli gerekli olduğu ABD’de yaşanan son gelişmelerle daha da iyi anlaşılıyor. Aslında bu ülkede yürütme ile yargı arasında süren mücadeleyi izlemek, “Demokratik sistemler nasıl işlemeli?” konulu bir ders kadar öğretici.

Yürütme erki her yerde gücün kendi elinde mümkün olduğunca yoğunlaşmasını arzular. Hemen hiçbir iktidar, elindeki gücün denetlenmesinden, dengelenmesinden hoşlanmaz. Bu nedenle sürtüşmeye her sistemde rastlanır. Muhtemelen iktidardakilere oy verenler de benzer duyguları taşır. Ne var ki modern bir toplumda, demokratik bir sistem içinde meşruiyetin yegâne kaynağı oy da değildir. Sistemin işlemesini sağlayan, tüm vatandaşların haklarını ve çıkarlarını koruyan veya korumalarını sağlayan kurumlar, kurallar ve bunların düzgün şekilde tarafsızca uygulanması da bu sistemin meşruiyetinin parçasıdır. Zaten modern demokrasilerin belli bir mutabakat içinde yürümelerini sağlayan da budur.

Popülist siyasetçileri demokrat siyaset- çilerden ayıran, yegâne geçerli iradenin kendilerine oy verenler olduğunu savunmalarıdır. Böylece aslında demokratik anlayışın temelinde olması gereken çoğulculuğu baştan arka plana atarlar. Trump’ın kendisine yöneltilen bir soru üzerine “Seçimleri ben kazanmışsam sonuçları kabul ederim” demesi bunun bir yansımasıdır.

ABD başkanlık sistemi, adı üstünde baş- kanlık sistemidir. Ancak önemli yetkilerin pek çoğu aslında yasama organındadır. Başkanlığın bu denli güçlenmesi büyük buhran ve Soğuk Savaş döneminin sonucudur. Yargı, özellikle de anayasal konulara bakan Yüksek Mahkeme, bu iki erk arasında hakemlik yapar. Siyasetin çok tıkandığı yerlerde yargı istese de istemese de yasamanın kaçındığı işleri yapmak zorunda kalabilir. Özellikle siyasi kutuplaşmanın, ideolojik ayrışmanın güçlendiği dönemlerde bu durumun yargının tarafsızlığına da bağımsızlığına da zararı olur.

KURUMLARA SALDIRIYOR

Trump yönetiminin yerleşik kurum ve kurallara pek saygısı olmadığı belli. Bu nedenle de yürütmeyi denetleyebilecek tüm kurumlara saldırıyor. Yerleşik medya hedeflerin başında. Ardından yargı geliyor. Eğer yargı Trump yönetiminin anayasaya aykırı kararlarına itiraz edip yürütmeyi durdurmasa, muhtemelen böylesi bir saldırı altında kalmayacaktı. Ama Trump’ın kullandığı dil, ileride gerçekleşebilecek bir terör saldırısının faturasının da yargıya çıkarılacağını ilan ediyor aslında.

Türkiye’de yargının sadece bugünlerde değil geçmişte de tarafsızlık ve bağımsızlık açısından iyi sınav verdiğini söylemek mümkün değil. Çeşitli araştırmalarda kendini hukukun, bireyin hak ve özgürlüklerinin değil devletin koruyucusu olarak gören kadroların varlığı bunun en başta gelen nedenlerindendi. Bu nedenle de yargının konumu, Türkiye’de vatandaş haklarının üzerine titremesi gereken bir demokratik sistem açısından aslında hep bir zayıf halkaydı.

Venedik Komisyonu, herhalde bu tarih nedeniyle 2010 Anayasa değişiklikleri sonrasında getirilen düzenlemeleri daha bağımsız ve tarafsız bir yargı şekillenecek diye desteklemişti. O günkü raporları yazanların bugün ne düşündüğünü gerçekten de merak ediyorum.

Komisyon’un 16 Nisan referandumuyla ilgili değerlendirmesindeki cevap çok net. Önce bağımsızlık ile tarafsızlık arasındaki ilişkiyle ilgili bir tespit yapıyor: “(Aslında tarafsızlığı içeren) Bağımsızlık ile tarafsızlık arasında bir farklılaşma yaratmak, bu ikincisinin bağımsızlığı kısıntıya uğratacak bir gerekçe haline gelmesine yol açmamalıdır.”

Sonuçta söylenen ise şu: “Bir başkanlık sisteminde önemli denetim ve denetleme gücü yargının elindedir. Yargı yasamadan, ama özellikle yürütmeden tümüyle bağımsız olmalı ve gerektiğinde parlamento veya başkan tarafından atılan adımları denetleme hatta gerekirse iptal etme imkânına sahip olmalıdır. Taslak değişiklikler böyle bir durumu sağlayacak gibi durmamaktadır.”

Yorum yaz