Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sorular sormayı bırak ve inancına güvenerek ilerle. Bu her zaman ilk ve en önemli adımdır

        BİLGELİK NEDİR?

        Bir Sufi hikâyesi bize bilgeliğin sırrını bilen İranlı büyük bir üstadın varlığını öğrenen ve onun peşine düşen bir Türk’ü anlatır.

        Bilgenin varlığını duyunca adam bilgeliğin sırrını bulmak amacıyla hiç tereddüt etmeden her şeyini sattı, ailesiyle vedalaştı ve yola koyuldu. Yıllar süren uzun bir yolculuktan sonra büyük üstadın yaşadığı kulübeye vardı. Huşu içinde kapısının önüne gelip bilgenin sabah gezintisinden dönmesini bekledi.

        Bilge görünür görünmez adam hemen heyecanla konuşmaya başladı: “Ben Türkiye’den geldim. Ve bu uzun yolculuğu sadece size tek bir soru sormak için yaptım.”

        “Tamam” dedi bilge, “O zaman bana tek bir soru sorabilirsin.”

        “Soracağım soru konusunda çok net olmalıyım. Bu sebeple sorumu Türkçe sorabilir miyim?”

        “Sorabilirsin” dedi bilge ve hemen ardından ekledi “İşte senin tek soruna böylece cevabımı vermiş oldum. Bundan başka bilmek istediğin herhangi bir şey varsa bunu kalbine sor. Kalbin en iyi rehber olduğunu keşfetmen için bunca yolu kat etmen gerekmezdi.”

        Ve bilge bu sözlerden sonra kapıyı kapattı.

        TANRI NEDEN BİZE YARDIM ETMEDİ?

        Üstat ve öğrencisi Arabistan’ın çöllerinde yürüyorlardı. Üstat bu yolculuğun her anını öğrencisine inanç konusunda bir şeyler öğretmek için değerlendiriyordu.

        “Her şeyini Tanrı’ya emanet et” dedi üstat, “Çünkü o çocuklarını asla terk etmez.”

        Gece olup da kamp kurduklarında üstat öğrencisinden atları yakındaki bir kayaya bağlamasını istedi. Öğrenci kayaya doğru giderken birden o öğleden sonra öğrendiklerini hatırladı. Kendi kendine “Üstat beni test ediyor olmalı. En iyisi ben atları Tanrı’ya emanet edeyim” deyip atları bağlamadan orada bıraktı.

        Ertesi sabah kalktıklarında öğrenci atların kaçmış olduğunu gördü. İçerlemiş bir biçimde üstadına koştu.

        “Siz Tanrı hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz! Dün sizden İlahi Güç’e körü körüne güvenmeyi öğrendim, bu yüzden de atları ona emanet ettim ama hayvanlar ortadan kayboldular!”

        “Tanrı atlara göz kulak olmayı istedi” diye cevapladı üstat, “Ama o anda onları bağlamak için senin ellerine ihtiyacı vardı ve sen ellerini ona sunmadın.”

        YAĞMUR YAĞIYOR DIŞARI ÇIKABİLİR MİYİM?

        Eski bir Budist hikâye şöyledir: Bir adam şiddetli bir fırtına esnasında bir köyden geçiyordu ve birden bire bir evin yanmakta olduğunu gördü. Biraz yaklaşınca orada bir adam olduğunu fark etti. Adam ona doğru bağırıyordu: “Yağmur yağıyor mu?”

        Yolcu şaşırdı.

        “Evin yanıyor!” diye cevap verdi adama.

        “Ben yağmurun yağıp yağmadığını öğrenmek istiyorum. Annem her zaman yağmurda dışarıda kalırsak zatürre olacağımızı söylerdi.”

        Zao Chi bu hikâyeyle ilgili şu yorumu yapıyor: “Birtakım güçler onu zorladığında durumunu değiştirebilmeyi başaran insan akıllıdır. Tanrı’nın ellerine teslim olmak ve gerekeni yapmak yerine insanların nasihatlarına güvenenler ise aptaldır.”

        İLK ADIM NEDİR?

        Bir adam Sceta Manastırı’nın yakınlarında inzivaya çekilmiş olarak yaşayan bir keşişi ziyaret etmeye karar verdi.

        Gittiğinde de şu soruyu sordu:

        “Kişi kendine ruhani bir yol seçip onda ilerlemek istiyorsa ilk adama ne olmalıdır?”

        Münzevi, adamı bir kuyuya götürdü ve ondan sudaki yansımasına bakmasını istedi. Adam dediğini yaptı fakat tam o sırada münzevi kuyuya küçük taşlar atmaya başladı ve suyun yüzeyinde halkalar oluştu.

        “Eğer taş atmaya devam edersen sudaki yansımamı görmeyi başaramayacağım.”

        “Tıpkı dalgalı sularda yüzünü görmenin imkânsız oluşu gibi, arama konusunda tedirginsen Tanrı’yı bulman da imkânsızdır” dedi keşiş. “Sorular sormayı bırak ve inancına güvenerek ilerle. Bu her zaman ilk ve en önemli adımdır.”

        (Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar