Özcan Tikit
Özcan Tikit 10 Ağustos 2017 Perşembe, 06:48:0609:40:22 Tüm Yazıları »
Berlin’le asırlık ittifak

 

MÜMKÜNSE ekonomik nüfuzuyla değilse askeri müdahalelerle, ama her daim bir şekilde Avrupa’yı kontrol altına almak ister. Askeri müdahalelere giriştiğinde istikrarsızlıklara yol açar, müttefiklerini de kendisiyle birlikte hüsrana boğar. Yörüngesine aldığı ülkeleri ekonomik istikrarla mükâfatlandırır, ayrılmaya meyletmeleri halinde de onları istikrarsızlığa sürüklemekle tehdit eder. Tarih birleşik Almanya devletinin DNA’sı hakkında bize durmadan bu hakikati anlatır.

Almanya Türkiye'yi, Avrupa'nın etrafındaki tehditlerle, mesela Rusya'yla mücadelesinde çok önemli bir ülke olarak görür. Almanya’daki 4 milyon Türk’ün varlığı, Türkiye’yi Almanya’nın gözünde kontrol altında tutulması elzem bir ülke kılar.

Almanya’nın dış politika rotasına dair mühim mesajlar vermesiyle meşhur kıdemli Maliye Bakanı Wolfgang Schauble geçenlerde yaptığı bir açıklamada, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan asırlık ortaklığımızı tehlikeye atıyor” dedi. Schauble’nin bu sözlerini okuyunca, “Hay demez olaydın be mübarek!” diye söylendiğimi hatırlıyorum. Çünkü asırlık bu ittifakın mazisinde Türkiye’nin hiç yaşanmamış olmasını isteyeceği nice acı ders yatar. Tam 100 yıl önce Kudüs, Bağdat ve Şam’ın elimizden kayıp gitmesinin sebebi Almanya’nın devrin Alman hayranı Türk muktedirleriyle el ele vererek Osmanlı’yı olmadık harp sahnelerine sürüklemesiydi mesela. 1950’den sonra Rusya’yı bir kez daha karşımıza almak pahasına Batı’yla nişan kestiğimizi de unutmadık ayrıca. Aradan 60 yıl geçti, çatlayacak bir sabır taşımız da kalmadı hani, ama ne AB üyesi olabildik ne de demokrasi ve huzur katili Batı destekli darbeler ve teşebbüslerinden kurtulabildik. Dolayısıyla Schauble’nin işaret ettiği mazi de bu ittifakı ayakta tutmak isteyenlere geleceğe geçmişten dersler çıkararak yürümelerini tavsiye eder.

15 yıldır devam eden siyasi istikrar, demokratik reformlar ve bunların tezahürü olan ekonomik disiplin, ikili ekonomik ilişkilerimize inanılmaz bir güç kattı. Bu ittifakın Türkiye’ye pozitif katkısı bağlamında ekonomik ilişkiler üzerine titrenmesi gereken hayati bir sütundur mesela. Almanya’nın bu sütunu güçlendirecek, geliştirecek bir tavsiyesi varsa buyursun söylesin diyeceğim ama ne gezer!.. Berlin’in tetiklediği siyasi kırılmayla bu asırlık ittifakı ayakta tutan en hayati sütunu da tehdit edecek neredeyse. Türkiye’yi tahrik etmemek için yapılmaması gereken ne varsa büyük bir pervasızlıkla yapılıyor.

AVRUPA DA RAHATSIZ

Üstelik bu gerilimler eylülde yapılacak Alman seçiminden sonra aşılacak gibi de görünmüyor. Alman devletinin Türkiye’de demokratik kurumların güçlenip demokrasi dışı vesayet odaklarının tavsiye edilmesini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak algıladığına yönelik şüpheler güçleniyor. Alman vatandaşı Türklerin asimilesine yönelik uzun soluklu Alman stratejisinin Türkiye’deki güçlü liderliğin tesiri altında etkisiz kalması yönündeki yersiz korku da Berlin’in akla ziyan yollara meyletmesinde rol oynuyormuş gibi duruyor.

İşin kötü tarafı, Berlin bu stratejisini şimdi AB’ye de empoze edip Ankara’yı asırlık nişan yüzüğünü atmaya itiyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Brüksel’de kameraların karşısına çıkan AB Dış Politika Temsilcisi Mogherini’nin sarf ettiği sözlerse aslında AB’nin de Berlin’den rahatsızlık duymaya başladığını gösteriyor. Çavuşoğlu, Almanya’nın referandum sürecinde Türkiye’ye karşı izlediği demokrasi dışı uygulamaları anlatıp, AB’nin de o süreçte Berlin’e destek vermesine üzüldüğünü söylediğinde Mogherini’nin kendisine verdiği cevap hayli manidardı. “Hayır haksızsın” demedi, diyemedi Mogherini. “Sen de biliyorsun Mevlüt, biz bir birliğiz ve birlikte hareket ediyoruz” diyerek acziyet, mahcubiyet ve rahatsızlığını itiraf niteliğinde bir cevapla yetindi. AB’deki bu rahatsızlığı, zayıf da olsa Berlin’in yoldan çıkmasını engelleyebilecek bir umut ışığı olarak görebiliriz.