M. Fatih Çıtlak
M. Fatih Çıtlak 11 Ağustos 2017 Cuma, 06:16:4209:48:30 Tüm Yazıları »
Allah (CC) her şeyi bir düzen içerisinde yaratmıştır

 

KIYMETLİ dostlar! Esma-ül Hüsna’dan bahsederken hepinizin aklına hemen söyleyebileceğiniz belli başlı isimler gelir; Er-Rahman, Er-Rahim, Es-Samed gibi. Ama örneğin El-Bâri ism-i şerifi kolay kolay kimsenin aklına gelen bir isim değildir. El-Bâri ismini bilhassa Batı dünyasında yaşayan, benliklerine hapsolmuş, adeta benliklerini ilah edinmiş kimseler pek fark edemezler. Bugün kendilerine Hıristiyan şu, bu falan diyen birçok kişi, El-Bâri sıfatını hiç nazara almaz. El-Bâri olan Allah’ı akıllarına getirmezler. “Allah yaratmıştır ama idare bizdedir” derler. Ama bu çok büyük bir hatadır.

Peki Allah’ın (CC) bu ism-i şerifi niye fark ed-i lemiyor? İnsan bir şeyler başarmakla kendini El-Bâri görüyor da ondan. El-Bâri kelimesi bir şeyleri bir şeyden temizleyen, hepsini birbirine düzenli olarak mütenasip şekle getiren, yaratışında da, var edişinde de, yok edişinde de her türlü nizamı koruyan demektir. Bunu öyle bir dengede yapar ki Allah Teâlâ, bir şey O’nun (cc ) mülkünden farklı bir yere kaydırıldığında veya biz bilemediğimiz şekilde bir yerde zuhur ettiğinde “Bu da acaba ne işe yarıyor?” diyemiyoruz. Öyle bir ölçüde ve nizamda yaratır, muktedirdir ve kontrol eder ki kudret hep kendindedir. İşte böyle olduğundan, bütün yarattıklarındaki hikmetlerin insanı şaşkınlığa düşürecek şekilde karşınıza çıkmasından insanı hayran bırakan isimdir El-Bâri.

Çok kaba bir tarif olacak ama daha iyi anlaşılması için şu misal verilebilir: Sağlık sektöründen düşünelim. Hepinizin bildiği gibi ebenin yaptığı iş ayrıdır, nöroloji uzmanının yaptığı iş ayrıdır. Bunu herkes bilebilir. Ama bir de derinlemesine ihtisas sahaları vardır; hematoloji, romatoloji gibi. El-Bâri denildiğinde evet aynı vücuttan yani yaradılıştan bahsedilir ancak derinlemesine ihtisas sahaları gibi yaradılıştaki incelikler karşımıza çıkar. El-Bâri; yaratılış sırrının surete bürünmesi veya suretin içerisindeki yaradılış sırrının aslında o ortada görünenden daha büyük olduğunun görünmesi gibi anlaşılabilir.

Daha iyi anlaşılması için yaygın olarak kullanılan bir misal daha verelim. Buzdağının görünen ve görünmeyen kısmı vardır. Görünen kısım buzdağının tamamına kıyas edildiğinde küçük bir bölümünü oluşturur. El-Bâri esması, buzdağının görünmeyen kısmı gibi düşünülebilir.

ALLAH’IN (CC) İSİMLERİ BİRBİRİYLE BAĞLANTILIDIR

Bâri kelimesinden müştak olan tebriye etmek vardır. Beraat diyoruz. Beraat etmek ne demek? İncelendi, tamam dendi, beraat ettirilir. El-Bâri ismiyle düşündüğümüzde bizim yaradılışımıza baktığımızda, biz bunun öyle yalapşap, plansız programsız olmadığını görüyoruz. El-Bâri; o yaratılanın yaratıcılıktaki, yaratılma safhasındaki ve ondan sonraki bütün sürecin, o kişiye mahsus şekilde hususi olarak hazırlanmasıdır.

İnsan, “Kendi nefsimi ben temizliyorum, ben kendi kendimi iyi yaparım, aklımla bu işten çıkarırım” der de, El-Bâri ism-i şerifini unutursa, o kişide El-Hâlık isminin de kodları yani yaradılış kodları bozulmaya başlar. Henüz kemale ermemiş bir şey yıkıldığında içinden ne çıkar? Kibri çıkar. El-Mütekebbir ismi de ona işaret eder. İşte Allah’ın (cc ) isimleri böyledir, birbiriyle bağlantılıdır. Yani Esma-ül Hüsna’yı hakikaten bir örgüye benzetebilirsiniz.

Esaslarına baktığımızda El-Bâri; bizim yaradılışımız kodlarındaki hayânın, verânın, iyiyi iyi görme, kötüyü kötü görmenin, iyiyi iyi görüp ona tabi olmanın, kötülüğü gördüğünde de ondan korkma, sakınma, ateşten kaçar gibi kaçmanın Allah’ın kudretiyle tanzim edildiğini anlatan esmadır.

El-Bâri ism-i şerifinde şöyle bir güzellik daha vardır. El-Bâri ism-i şerifi ile El-Hâlık ism-i şerifinin beraber oluşundan anlıyoruz ki Allah Teâlâ içsel güzelliği, bu fıtrattaki hilkatini anlayan kullarını Hâlık ismi şerifiyle de feyizlendirip, o kişide yaratmasını, o kişideki tazeliğini, zindeliğini devam ettiriyor.

İşte kıymetli dostlar! El-Bâri, “Ben aklımla, vicdanımla bunu yaparım. Her şeyde Allah’a ihtiyacım yok” diyen bir insanın anlamayacağı, ancak Allah Teâlâ’ya muhtaç olanların fark edebilecekleri muazzam derinliği ve tefekkürü olan, çok zikredip çokça üzerinde düşünülmesi gereken bir isimdir.

**************

KISSA

HAZRET-i Bâyezîd-i Bistâmî, Hasan Haddâdî (Demirci) Hazretleri’ni ziyarete gitmiş. Dükkânda onunla sohbet ediyor, Hazret’i dikkatle takip ediyormuş. Bu sırada ezan okunmaya başlamış. Demirci Hasan Efendi çekiçle örse vurmayı bırakıp ezanı dinlerken, “Söylediği söz doğru ama söyleyen yalancı” diyerek mırıldanmış.

Bâyezîd-i Bistâmî, “Efendim, doğrusu nasıl olur? Hiç olmazsa şu fakîr, dünya gözüyle bir görebilsem” buyurmuş. Bunun üzerine Şeyh Hasan Efendi kapıyı kapatmasını işâret etmiş, dükkânı sırlamış.

Kendisi örsün üzerine çıkmış, “Allahu ekber” diyerek ezana başlamış. Hazret’in ayakları altındaki o demir külçe halindeki örs mum gibi erimiş, hamur olmuş. Ezanı tamamlamadan aşağı inen Hasan Efendi, “Galiba müezzine çattık diye bizi de yalancı çıkarttılar. Nefsimiz karıştı herhalde, olmadı” demiş.

Hazret-i Bâyezîd, “Yâ Şeyh daha ne olsun! Demir eridi, hamur oldu” deyince, Şeyh Hasan Efendi, “Erenler, bizim vücûdumuzdan eser kalmamalıydı, demir yerine bizim erimemiz lâzımdı” buyurarak Bâyezîd-i Bistâmî nezdinde nasıl doğru konuşulması gerektiğinin en yüksek makamlarına işâret etmiş.