X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

Dünya ve ahireti kim ayırmış?

M. Fatih Çıtlak

Tüm Yazıları »
28 Nisan 2017 Cuma, 00:50:45

 

Şimdi belki birçoğunuz, “Vallahi biz bir şey yapmadık, haberimiz bile yok” diyeceksiniz. Şaka bir yana acı bir gerçek var ortada. Bugün Müslümanlık ve İslam adına dünya ve ahireti birbirinden ayrı görme hastalığı iliklerimize kadar nüfuz etmiştir. Peki işin aslı böyle mi? Yani “aslı” derken İslam’ın esasını, usul ve aslını öğrendiğimiz Kur’an-ı Kerim ve Efendimiz’in (SAS) sünnetinde dünya ve ahiret birbirinden ayrılmış mı? Az okuyan bir toplum olduğumuzu düşünerek kaleme alacağımız satırların sonunu görememe ihtimaline karşılık hemen peşin peşin söyleyelim.

Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyede dünya ve ahiret birbirinden asla ayrılmamıştır. Dünyayı ve ahireti tek bir hakikat düzleminde görme ve bu şekilde değerlendirmenin ilahi tabirle adı “İslam”dır.

Fatiha Suresi’nde bu âleme niçin geldiğimiz ve neticede nereye sevk edileceğimiz açıkça beyan edilmiştir.

MERHAMET ESASLI YARADILIŞ VE DÜZEN İŞARET EDİLİYOR

Besmele-i şeriften başlarsak Allah Teâlâ; rahmaniyyetini dünya ve ahiret nizamındaki merhamet esaslı yaradılış ve düzeni işaret etmiştir. Ve bu merhametin son güne kadar ve kıyametin, mahşerin, ahiretin son kimsesine kadar hep rahmet ve merhametle tecelli edeceğini “Bismillahirrahmanirrahim” kelamıyla ilan etmiştir.

Bu ne demektir? Dünya ve ahiretle alakalı almış olduğumuz kararlar, yaptığımız işler, Kur’an, sünnet ve diğer sahalardaki sahip olduğumuz düşünce ve fikirler muhakkak bu merhamet çizgisiyle değerlendirmeli ve bu şekilde yürünmelidir. Dünyaya bakışımız, ahiretle alakalı fikirlerimiz, Kur’an ayetleri ve Efendimiz’in (SAS) sünnetiyle ilgili bilgilerimiz bizleri bu merhamet çizgisine taşımıyorsa işin içinde muhakkak bir yanlış değerlendirme, eksik bilgilenme ve batıl düşünce tehlikesi var demektir.

Sonra “Elhamdülillahirabbilâlemin” ayetiyle biz dünya ve ahiret çizgisine gönderilen kullara daima üzerimizde bulunan nimetlerin hakkını Allah Teâlâ için eda etmeye sevk ediliriz. Bunu ne kadar yapabiliriz, nasıl başarabiliriz sualine hemen Fatiha-ı şerifenin ikinci ayeti cevap verir:

“Errahmanirrahim.”

Elinizden geleni öğrenerek, bilerek en güzel şekilde yapmaya gayret edin. Allah ve Resul’ünün (SAS) haricinde başka yolları din olarak edinmeyin, bu samimiyet ve inançla yürüdükten sonra o âlemlerin Rabb’i Allah (CC) rahman ve rahimdir hiç merak etmeyin.

Peki netice ne olacak? Hemen daha sual bile sormaya hacet kalmadan cevabı gelir Fatiha’da: 

“Malikiyevmiddin.”

Tüm neticelerin değerlendirileceği o gün hiç kimsenin kimseye üstünlüğü, daha doğrusu başkasının hakkını yiyecek şekilde bir baskınlığı ve zulmü olmayacaktır. En güzel rahmaniyyeti, merhameti ve rahimiyyetiyle Allah Tealâ’nın karşısında herkes tek tek ya güzelliğini ya çirkinliğini ortaya koyacak, o gün kimseye zulmedilmeyecek, herkes ettiğini bulacaktır.

Şimdi burada bir duralım. Demek ki ahiret, dünya hayatımızın bir neticesi olacak. Ama bu demek değil ki bizlere sadece yaptığımız ibadetler sorulacak. İşimiz gücümüz, ailemiz, kabiliyetimiz, yeteneğimiz, insanların, toplumun bizden bekledikleri tüm vazifelerimiz hepsi ama hepsi bu hesaba dahildir. Kim iddia edebilir ki dünya ve ahiret birbirinden ayrıdır diye?

Kıymetli dostlar! Defaatle söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz.

İslam; iki bölümden oluşan tek bir cümledir. Allah Teala’nın emirlerine hürmetle, tazimle uymak ve cümle mahlûkata başta kendi nefsimiz olmak üzere en güzel şekilde merhametle hizmet etmek vazifelerimizi yerine getirmektir. Dinin emirleri açık inkâra mecal bırakmayacak şekilde ortada bellidir, hiç kimsenin şüphe etmeyeceği şekilde farzlar, vacipler, haram ve helâl çizgileri konulmuştur. Müslüman bunları dünya hayatında yapmak, hürmet etmek mecburiyetindedir. Ama bu mecburiyet onu insanlar arasındaki muameleleri, üzerindeki vazifeleri ve insan olmanın gerektirdiği işleri yapmasına mâni değildir, olmamalıdır ve asla olamaz.

Bazı arkadaşlarımızla karşılaştığımızda hal hatır soruyoruz. “Ne yapıyorsun, nasılsın?” diye sorduğumuzda bazen “Ya abi bizimkisi dünya işi! Sabah işe geliyoruz, gidiyoruz, akşam yorgun eve geliyoruz, benimkisi hep dünyalık yani. Ancak 5 vakit namazımızı kılıyoruz, öyle ahirete yarar bir işimiz yok...” diye cevap veriyorlar.

Yahu bu nasıl bir söz? Bir insan Allah’ın (CC) helâline-haramına dikkat ederek yaşıyor, mümkün mertebe farz olan ibadetleri yerine getiriyorsa işçi, memur, öğretmen, usta, çırak, hamal, doktor, ne olursa olsun bu işlerle meşgul oluyorsa hiç böyle bir çalışmaya “dünyalık” denir mi? Kardeşim sen helâlinden vazifeni yapıyorsun, helâl kazanıyorsun, o senin her dakikan, her aldığın nefes ve yaptığın bu hizmetler dünya ve ahiret birliğinin gereğidir. Dünya ile ahireti birbirinden ayırmak nasıl bir Müslüman’ın fikrinde ve yâdında bulunabilir?

Hâşâ sen dünyaya tapınmak için veya dünyayı ilâh edindiğinden bunları yapmıyorsun ki... Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği kabiliyeti, sanatı, beceriyi yerli yerinde kullanarak çalışıyor, gayret ediyorsun. Sütün içerisinden suyu ayıklamak gibi; bu mümkün değildir ki... 

ALLAH’I (CC) İSTEMEK, DÜNYADAN EL ETEK ÇEKMEK DEĞİLDİR

İslam, dünya ve ahiret beraberce kulun vazifesi olarak ilan edilmiş dinin adıdır.

Efendimiz’e (SAS) iki kardeşten bahsettiler. Birisi hiçbir işte çalışmayıp günlerini oruçla geçirir ve hiç durmadan kendi kafasına göre ibadet yaparmış. Abisi de elinden geldiği kadar ibadetlerine dikkat eder, farzları, sünnetleri yerine getirir, fakat bir yandan da çalışır, hem ailesinin hem kardeşinin maişetini temin edermiş. Durumun böyle olduğu anlaşılınca Efendimiz (SAS) büyük olan kardeşin daha doğrusunu yaptığını ve Allah (CC) katındaki değerinin daha yüksek olduğunu ifade buyurmuşlar.

Allah Teâlâ’yı istemek, dünyadan elini eteğini çekmek değildir. Nitekim Fatiha Suresi’nde son ayette Hıristiyan ve Yahudilerin kendilerine indirilen dini bu şekilde yanlış anlamalarına da dikkat çekilmiştir. Tamamen dünyadan elini eteğini çekerek ruhban Hıristiyanlar gibi olmayın veya sadece dünyayı talep ederek ahireti hiç umursamayan Yahudilerin derekesine düşmeyin manasını bu ayetten anlamaktayız.

O halde dünya ve ahireti birbirinden ayırmak, İslâm ve Müslümanlık anlayışının dışına çıkmaktır. İnşallah bu konuyu biraz daha açarak sizlerle sohbete devam edeceğiz. Vesselam.

Tüm Yazıları »

Yorum yaz