Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        UNESCO'nun önemle altını çizdiği evrensel bir ilke var. Bir çocuk en iyi anadilinde okuyarak ve yazarak öğrenmeye başlar. 21 Şubat bu gerçeği vurgulamak için Anadilde Eğitim Günü ilan edildi; Doğu-Batı her yerde kutlanmakta.

        Aynı zamanda şunu da biliyoruz ki çocuklar birden fazla dil öğrenmeye son derece açıklar. Ve bunu şaşırtıcı bir kabiliyetle yapmaktalar. Yani iki dilli, hatta üç-dört-dilli yetişebilirler. Tıpkı İngiltere'de Galler bölgesindeki çocuklar gibi. Onlar hem Galce öğreniyorlar hem İngilizce. Bölgenin en ünlü kadın şairlerinden Gillian Clarke ile yapılan bir söyleşiyi dinliyorum.

        Özetle şunu söylüyor: "Benim annem Galce öğrenmemi istemedi; azınlık dili, hayatta zorluk çekerim diye bana mâni oldu. Ben de sonradan kendi çabamla öğrendim. Keşke çocukken öğrenseydim. Bizim çocuklarımız ise bugün iki dilli. Ve dünyaları daha zengin. Bir dili öğrenmek, bir başka dili de öğrenmelerine mâni değil ki."

        *

        Avrupa'da 22 ülkede toplam 458 dil konuşuluyor. Ve bu sayı giderek artmakta. Temel dillerin yanı sıra lehçeler korunuyor, azınlık dilleri önemseniyor. Göçmenler kendi dillerini beraberlerinde getiriyorlar. Böylece hem anadillerini hem de o ülkenin dilini veya dillerini konuşarak büyüyen yepyeni kuşaklar geliyor.

        Sonuç: Çok dilli, çok kültürlü, sanatı-felsefesi-mimarisi-akademisi gelişmiş bir Avrupa. Çok dilli kentsel merkezler, düşünce ve yaratıcılık penahı genelde.

        Öte yandan bugün yerkürede 6000'den fazla dil mevcut. Bunlardan yarıya yakını bu yüzyıl sona ermeden silinmiş olacak. Azınlık dilleriyle beraber kadim kültürler, koskoca bir tarihsel birikim ve insanlığın hikâyeleri de kaybolmakta damla damla.

        Kitaplarımın çevrildiği dillere bakıyorum. Neredeyse 40'a yaklaşmış. İspanyolca'dan Rusça'ya, Çince'den İbranice'ye her dil var aralarında. Kimi daha yaygın konuşulan, kimi daha dar coğrafyalarda. Lakin bir tek dil yok aralarında: "Kürtçe."

        Kendi ülkemde, benimle aynı pasaportu taşıyan vatandaşlarımızın konuştuğu ve beşikten itibaren öğrendiği bir dilde romanlarımı bulamıyorum. Sadece ben değil, Türk edebiyatında kaç romancı, şair, öykü/deneme ustası Kürtçe'ye çevrilmiş?

        Kendini en iyi Kürtçe ifade eden ve bu dilde hayal kuran, rüya gören Mardinli bir ev hanımı herhangi bir kitabımı okumak istese Kürtçe'sini bulamayacak. O kadar kanıksamışız ki bu durumu sormuyoruz bile, neden?

        *

        Uluslararası Kültürel Araştırmalar Merkezi'nin, Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı merkezlerde yaptığı araştırmayı önemli buluyorum. Barış sürecini destekleyen bir tablo çıkıyor ortaya. "Kürtler ne istiyor?" sorusu çok soruldu ki geçtiğimiz dönemlerde, hemen hep olumsuz yargılar ve korkular eşliğinde. Oysa bugünkü araştırma gösteriyor ki Kürtler eşit vatandaşlık istiyor. Bu yönde cevap verenlerin oranı yüzde 62.8; özerklik isteyenler yüzde 15.1; federasyon isteyenler yüzde 7.8.

        Sadece Kürtler değil elbette, Ermeniler, Aleviler, Museviler, Rumlar, Romanlar, eşcinseller, şu veya bu sebepten ötürü kendilerini "azınlık" konumunda bulan herkes ve elbette ki biz kadınlar da eşit vatandaşlık istemiyor muyuz? Özünde bu kadar basit değil mi? Bu kadar temel.

        Araştırmalar ve nabız yoklamaları gösteriyor ki en çok önemsenen, dile getirilen talep anadilde eğitim. Türkiye'de çocukların birden fazla dil konuşarak büyümesi bu ülkeyi geriye götürmez. Kürt çocukları, hem anadilleri olan Kürtçe'yi, hem ortak dilimiz olan Türkçe'yi, hem dünya dilleri olan İngilizce, Fransızca yahut İspanyolca'yı öğrenerek büyüyebilirler. Bu bizi zayıflatmaz. Aksine güçlendirir.

        Kendi dilinde şiir okumak, roman yazmak, hayal kurmak, hikâyeler yaratmak gayet temel ve insani bir talep. Ekmek gibi. Su gibi elzem.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar