X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

ABD’ye göç üzerine 10 film

Trump’ın 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarına sınırlarını kapattığı şu günlerde ABD’ye göçü ve göçmenlik psikolojisini eksen alan filmlerden bir seçki hazırladık ve ABD’nin bir göçmenler ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha hatırladık

ABD’ye göç üzerine 10 film
12 Şubat 2017 Pazar, 10:34:33

HTGAZETE PAZAR/MEHMET AÇAR

Şarlo Göçmen 1917
Yönetmen: Charlie Chaplin

“ABD’ye göç” deyince görsel kültürde akla gelen ilk imgeler bu 25 dakikalık filmle başlar. Gemilerdeki sefalet, Özgürlük Heykeli’nin denizden görünüşü bir yana göçmenlerle ABD arasına çekilen o ip, Yeni Dünya’nın hoyratlığının ilk işaretidir. Ve tabii ki yoksulluk... Restoran sahnesinde Şarlo, açlığa ve parasızlığa rağmen mağrur duruşunu kaybetmez. ABD’ye gelen göçmenlerin yalnızlığı ve çaresizliği üzerine hüzünlü bir komedi.

Baba II 1974 (The Godfather: Part II)
Yönetmen: Francis Ford Coppola

Film bir yandan 1950’li yıllarda Michaal Corleone’nin mafya lideri olarak ayakta kalmaya çalışmasını, diğer yandan babası Vito Corleone’nin yüzyıl başında geldiği New York’taki serüvenlerini anlatır. Sicilya’dan kaçan 9 yaşındaki Vito için ABD son şanstır. Ellis Adası’nda karantinada geçirdiği yalnız günler ve daha sonra şehirde verdiği ayakta kalma mücadelesi çarpıcıdır.

Cennetten de Garip 1984 (Stranger Than Paradise)
Yönetmen: Jim Jarmusch

Beklenmedik bir ziyaretin ve yolculuğun öyküsü... New York’ta tek başına yaşayan Willie, Budapeşte’den gelen kuzeni Eva’ya başlangıçta soğuk davranır. Ama arkadaşı Eddie’nin de katkısıyla Willie ile Eva arasındaki buzlar erir. Hatta birlikte Cleveland’daki teyzelerini ziyarete gider, dönüşte Florida’ya uğrarlar. Göçmenlik ikincil bir mesele gibi görünse de öykünün alt metinleri Yeni Dünya’daki hayal kırıklıkları, yalnızlık ve köklerden kopuş üzerinedir...

Moscow on the Hudson 1984
Yönetmen: Paul Mazursky

ABD’de, özellikle New York gibi şehirler, ekmek kavgası veren, hayata tutunmaya çalışan ve dil sorununu aşmaya çalışan göçmenlerle doludur... Bu film, o göçmenlerden birinin öyküsünü anlatıyor. Bir anda ABD’ye iltica etmeye karar veren ve bunu başaran Rus saksofoncu Vladimir, yeni hayatında en büyük desteği yine siyahlardan ve göçmenlerden görür. Vladimir’in yalnızlığını, gurbet acısını, ABD’ye uyum için gösterdiği gayreti anlatırken, mizahı da ihmal etmeyen duygusal bir film.

Mississippi Masala 1991
Yönetmen: Mira Nair

Göçmenlerin en büyük sorunlarından biri ırkçılığa maruz kalmaları. Peki, onların özellikle kendi aralarında ırkçılığı tümüyle aştıkları söylenebilir mi? Film, tam da bu konuyu ele alıyor. Uganda’dan ABD’ye göç etmek zorunda kalan Hint kökenli ailenin kızı, Afrika kökenli bir Amerikalıya âşık olur. Ama ailesi bu ilişkiye hazır değildir. Mira Nair, romantik ve eğlenceli bir öykü üzerinden “göçmenler arasındaki ırkçılığı” anlatıyor..

In America 2002
Yönetmen: Jim Sheridan

1982 yılında İrlandalı Johnny ve Sarah Sullivan, iki kızlarıyla birlikte ABD’ye turist vizesiyle girerler. Uyuşturucu müptelalarının yaşadığı bir apartmana yerleşerek kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Alt katlarındaki Nijeryalı komşularıyla gergin başlayan ilişkileri dayanışmaya dönüşür... Yönetmen Sheridan ve iki kızının kendi hayatlarından esinlenerek yazdığı senaryo, 1980’li yıllarda göçmenlerin yaşadığı sorunlar ve ırkçılık üzerine gerçekçi gözlemler içeriyor.

House of Sand and Fog 2003
Yönetmen: Vadim Perelman

Film İranlı göçmen bir aileyle Amerikalı genç bir kadın arasında yaşanan anlaşmazlığı anlatıyor... Her şey bir evin mülkiyetiyle ilgili. Kathy, istemeden elinden kaçırdığı evi yeniden ele geçirmek için uğraşıyor. Bir zamanlar İran ordusunda albay olan Mesud Emir Behrani ise çocuklarını düşünerek değerinin çok altında bir fiyata satın aldığı evi kesinlikle bırakmak istemiyor. Bir inat öyküsü gibi görünse de dipten dibe göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunlarla ilgili trajik bir film.

Terminal 2004 (The Terminal)
Yönetmen: Steven Spielberg

Doğu Avrupalı Viktor Navorski, darbe nedeniyle ülkesine dönemediği gibi turist vizesiyle geldiği ABD’ye de giremez ve New York JFK Havaalanı’nda yaşamaya başlar... Göç filminden ziyade “ortada kalmak” üzerine bir film. Ama çağımızda birçok mülteci ve göçmenin yaşadığı o “kabul edilmeme duygusu”nu çok iyi yansıtıyor. Navorski’yi görünce Trump’ın kararı nedeniyle havaalanında kalanları hatırlamamak mümkün değil. Navorski’nin havaalanında en büyük desteği göçmenlerden gördüğünü de unutmayalım.

The Visitor 2007
Yönetmen: Tom McCarthy

Connecticut’ta ekonomi dersleri veren Walter Vale, öğrencilerine karşı soğuk, dış dünyaya karşı ilgisiz yalnız bir adamdır. İş için zoraki olarak gittiği New York’ta, boş tuttuğu dairesine göçmen bir çiftin yerleştiğini görür. Tarık Suriyeli, Zeynep Senegallidir. Dolandırılmışlardır ve gidecek yerleri yoktur. Vale, kalmalarına izin verir ve aralarında bir dostluk gelişir... Film, göçmenlerle dayanışma duygusunun anlam ve önemini incelikle anlatıyor.

Brooklyn 2015
Yönetmen: John Crowley

1950’li yıllarda ABD’ye göç eden ama evini özleyen İrlandalı bir genç kızın hüzünlü öyküsü... Film alışageldiğimiz göçmen öykülerinde olduğu gibi genç Eilis’in ABD’de yeni bir hayat kurması kadar, ruhunun iki dünya arasındaki parçalanmışlığına ve yaşadığı uyum sorunlarına da odaklanıyor. Genç kızlıktan yetişkinliğe geçen Eilis, sadece İrlanda ve ABD değil, taşra ile büyük şehir, iki farklı erkek ve iki yaşam tarzı arasında kalırken sıla özlemini de derinden yaşıyor.

Yorum yaz