BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Farklı sebeplerle bazılarımız için bir arzu nesnesinden nefret nesnesine dönüşen futbol, aslında bir tesadüfler oyunu.

Rafael Benitez’in Liverpool’u, 17 Ekim 2009’da Sunderland deplasmanındaydı. Maçın ilk dakikalarında rakip oyuncu Darren Bent ceza sahası köşesinden sert bir şut çekti. Liverpool defansından Glen Johnson engelleyemedi. O top gitti, tribünlerden sahaya atılan ve Pepe Reina’nın koruduğu kalenin önünde duran kırmızı plaj topuna çarptı. İspanyol kaleci kontrpiyede kaldı ve Liverpool 1-0 geriye düştü. Benitez’in takımı o gün 15 şut çekmesine, kornerlerde yediye bir önde olmasına rağmen maçı kaybetti; bir plaj topunun attığı golle.

Kürşad Oğuz'un HT Cumartesi'de yer alan yazısına göre, aynı Liverpool, 2005 Şampiyonlar Ligi finalinde, İstanbul’da Milan karşısındaydı. Bu kez hayatta bir kez yaşayabilecekleri bir tesadüf onları sevindirmişti. 3-0 geriye düştükleri maçın ikinci yarısında altı dakikada üç gol buldular, “İstanbul Mucizesi”ne imza attılar. Buna Benitez’in ikinci yarıda Dieter Hamann’ı oyuna alması mı, kaptan Steven Gerrard’ın azmi mi, yoksa Benitez’in soyunma odası konuşması mı sebep oldu bilinmez. Ama Milan’ın altı dakikada üç farklı üstünlüğü kaybetmesi, hayatta bir kez olan bir şeydi.

Evet, futbolda mucizeler oluyor. Ancak yazarlarımız, “Şansın futbolda ne kadar büyük rol oynadığını anlamaya yönelik çabalarımız sonunda çok farklı bir sonuca ulaştık” diyor: “Avrupa liglerinde ve kupalarında yüz yıl boyunca oynanmış on binlerce karşılaşmayı ve 1938’den beri onlarca ülkenin yaptığı Dünya Kupası maçlarını inceledik. Ve futbolun 50/50’lik bir oyun olduğu sonucuna ulaştık. Yarı beceriye, yarı şansa dayalı bir oyun...”

KARŞI REFORM
Chris Anderson, New York’ta profesör. Futbolun matematiksel analizinde öncü ve büyük kulüplere danışmanlık yapıyor. Eski beysbol oyuncusu David Sally insanların oyun oynarken, yarışırken ve karar verirken kullandıkları stratejileri ve taktikleri inceliyor. O da büyük kulüplere danışman. İkili, bir gün Premier League özetlerini izlerken bu kitabı yazmaya karar verdi. Stoke City’nin maçıydı. Takım, ne zaman ceza sahasına yakın taç kazansa, Rory Delap topu formasıyla siliyor ve ceza sahasına mancınık gibi gönderiyordu. Uzun oyunculara sahip takım, top taça çıktığında hiç yoktan bir şansı neden değerlendirmesindi? Peki o zaman neden her takımda taçı taş gibi gönderebilen, savunma ve kaleciyi paniğe sevk eden bir Rory Delap yoktu? Kim haklıydı? Premier League’de taç atışları sonucunda yakalanan gol pozisyonlarının üçte birinin sahibi Stoke mu, yoksa uzun taçları silah gibi kullanma arzusunda olmayan diğer takımlar mı?

İkili bu sorulara cevap aradı. Bu çabanın sonucunu elinizde tutuyorsunuz: “Rakamlar Oyunu.” Onlara göre futbol her zaman bir rakamlar oyunu oldu. Ama sadece 1-1, 4-4-2, büyük 9 numara, kutsal 10 numara değil bu rakamlar. “Günümüzde hız kazanan bir ‘karşı reform’ var ve bu reform başka rakamları da bir o kadar önemli kılıyor” diyorlar: “2.66, 50/50, 53.4, <58<731.” Kitap, futbolun temel unsurları (goller, rastlantısallık, taktikler, hücum ve savunma, topa sahip olma, yıldızlar ve zayıf halkalar, gelişim ve antrenman, kırmızı kartlar ve oyuncu değişiklikleri, teknik direktörü takımın başına getirmek ve kovmak) ve bu unsurların rakamlarla olan ilişkisi üzerine.

KORNER TEHLİKESİZ
Anderson ve Sally’ye göre futbolda analitiğin önemi büyük. Teknik adamlar, scoutlar, oyuncular ve kulüp sahipleri kendilerine bu alanda bir avantaj sağlamak istiyorlar çünkü bilgi futbolda da güç demek. Bugün bu verinin bir kısmı scouting ve maç raporları vasıtasıyla bizzat kulüpler tarafından toplanıyor. Geri kalan ise Opta, Amisco, Prozone, Match Analysis veya StatDNA gibi şirketler tarafından temin ediliyor. Kulüpler tıbbi kayıtları ve antrenman kayıtlarını, hangi oyuncuların daha çok forma sattırdığına, hangilerinin maçlara daha fazla seyirci çektiğine, hangi maçlarda daha fazla yiyecek içecek satıldığına dair verileri de tutuyor. Yazarlarımız, asıl önemlisinin bu verileri okumak olduğunu söylüyor. Zira analizler, bize futbolda doğru bildiğimiz pek çok sloganın yalan olduğunu gösteriyor.

İşte biri: Takımların en kırılgan olduğu anlar gol atmalarından hemen sonrasıdır. Londra Üniversitesi akademisyenleri, 1-1 beraberlikle biten 127 Premier League maçını analiz etti ve ilk gollerin ve beraberlik gollerinin atıldığı anları kaydetti. Maçların ilk golün atılmasından sonraki kısmını çeyreklere böldüler. Klişeye göre beraberlik gollerinin çoğunun ilk çeyrekte gelmiş olması gerekiyordu. Rakamlar tersini söyledi. Takımların en az gol yedikleri dilim, gol attıktan hemen sonraki dakikalardı.

Bir başka yalan daha: Kornerler futbolda golden sonraki en iyi şeydir. İstatistiklere göre bir takımın attığı gol, kazandığı kornere bağlı artmıyor. Aralarındaki korelasyon sıfır. Premier League’de 134 maçta kullanılmış 1434 korner incelendi. Yalnızca beş kornerden biri kaleye çekilen şuta dönüşüyordu. Ve kornerlerin sebep olduğu dokuz şuttan ancak biri gol oluyordu.

“Bu kitabı futbolun geleceği için bir manifesto, bizi bekleyen şeylere dair bir yol haritası, rakamların söylediği şeylere dair değil, sayıların yapmasını sağlayabileceğimiz şeylere dair bir kılavuz olarak görün” diyor yazarlar. Kitaba sunum yazan Önder Özen de Fenerbahçe’de çalıştığı dönemde bu analizlerin nasıl faydalı kullanıldığına dair anılarını aktarmış. Anlattığına bakılırsa 2008’deki Zico yönetimindeki Sevilla zaferi, özellikle penaltılar söz konusu olduğunda hiç de tesadüf değilmiş.

Demek ki hem keyif alınabiliyor, hem başarılı, hem mutlu olunabiliyormuş futbolda.

GARİP RAKAMLAR
Küçümsüyoruz ama Süper Lig’de oynanan futbol Avrupa’nın önde gelen liglerinde oynanan futboldan istatistiksel olarak aslında o kadar farklı değil.

*Son beş sezonda Premier League ve Süper Lig’de futbolseverler ortalama bir maçta 2.7 gol gördü.
*Aynı beş sezonda Premier League’deki ev sahibi takımlar ortalama 1.54 gol atarken, Süper Lig’deki ev sahibi takımlar 1.53 gol attı.
*Son iki sezonda ortalama bir takım maç başına kale üye 12-13 şut çekti, bunların yaklaşık 4’ü kaleyi buldu. Süper Lig rakamları da benzer.
*Son iki sezonda Türkiye’deki futbolseverler maç başına yaklaşık 56 dakika top oynandığını gördü. Avrupa ile neredeyse aynı.
* İsabetli pas yüzdeleri de diğer liglerle aynı. 5 pasın 4’ü hedefini, 10 şuttan 3’ü kaleyi buluyor.
*Farklar mı? Son iki sezonda ortalama bir Süper Lig takımı bir maçta Avrupa’nın en büyük 5 ligindeki takımlara kıyasla, % 10 daha az pas yaptı.
*Premier League’e kıyasla maç başına faul % 50, penaltı % 30 daha fazla. Bu rakam diğer liglerin ortalamasından da yüksek.

KUPA ÖNCESİ ÖĞRENİN
Haziran ortasında başlayacak Dünya Kupası yaklaşırken, sevgili Mert Aydın da başka bir önemli futbol kitabına imza attı. Engin spor tarihi bilgisiyle bize başlangıçtan bugüne Dünya Kupaları ile ilgili çarpıcı bilgiler, veriler sunuyor Mert. Hem oyuncu hem teknik direktör olarak Dünya Kupası kazananlar kimler? Hangi Dünya Kupası’nın gol kralı, küçük bir çocuğun IQ seviyesine sahip? İki farklı milli takımın formasıyla Dünya Kupası finali oynayan futbolcu kim? Hangi futbolcu Dünya Kupası’nda dopingli çıktığı için federasyon yetkilileri tarafından dövüldü? Bilgilerinizi bu kitapla yoklayın, bilmediklerinizi öğrenin.

BABASI CHARLES REEP
Futbolda istatistik/analiz işinin babası, 1930’larda İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri Filo Komutanı olan Charles Reep’di. 1904’te doğdu, muhasebe eğitimi alıp orduya katıldı. 1933’te bir akşam bölüğüne Arsenal kaptanı Charles Jones geldi. Reep çok heyecanlandı. Bildiği şeyi (muhasebe) uygulamak üzere çok sevdiği şeye (futbol) geçti. Sahada olan her şeyi not edebileceği bir sistem geliştirecekti. Araya savaş girdi. Reep’in istatistiklerini tuttuğu ilk maç 18 Mart 1950’de oynandı. Swindon-Briston Rovers maçında kalem kâğıdını çıkardı ve kendine özgü kısaltmalar belirleyip her olay için ayrıntılı sınıflandırma yaptı. 90’lı yaşlarına kadar maçlara giden Reep 2200’ün üzerinde maçı kayda aldı, her maçı 80 saat analiz etti. Hayattaki en muhteşem mülkü, 1958 Dünya Kupası finalinde tuttuğu, maç boyunca topun hareketlerini duvar kâğıdı rulolarına çizdiği, 50 sayfalık notlarıydı. Topladığı veriler 1968’de bilimsel makale oldu. Reep, takımların dokuz şutundan birinin gol olduğunu tespit etmişti. Bir takımın paslarının isabetli olma ihtimalinin en fazla yazı tura kadar (yüzde 50) olduğunu ama bu ihtimalin her isabetli pastan sonra azaldığını bulmuştu. Dokuz şuttan biri gol oluyordu ama bunun hangi şut olacağını bilmek zordu. Modern futbol için başka veriyi de gün ışığına çıkarmıştı; rakip ceza sahasında kapılan topların yüzde 30’unun kaleyi bulan şutla sonuçlandığını ve atılan gollerin yarısının bu top kapmalar sonucu geldiğini... Barcelona ve İspanya son dönemdeki başarılarını büyük ölçüde bu pres oyunuyla kazandı.

BU HAFTA NE OKUSAK?
“Oyunun beş özelliği var” diyen Huizinga, “Oyun oynayan insan”ın Ortaçağ, Rönesans ve Erken Modern Çağ’da uygarlığa katkılarının izini sürüyor. Yaman ise Osmanlı saray kıyafetlerini ve bu kıyafetlere damgasını vuran Hassa Kıyafet Birimleri’ni arşiv belgeleri ve örneklerle anlatıyor.


Homo Ludens Johan Huizinga Çev: Orhan Düz Alfa Yayınevi

 

Sarayın Terzileri Bahattin Yaman Kitap Yayınevi

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000