BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Sertab Erener yeni projelerin geleceğini ne zamandır söylüyordu. Sonunda o gün geldi. Rock sound’un hâkim olduğu İngilizce parçalar yapan hazır “efso” bir grupla karşımızda. Adı da Oceans of Noise... Vokalde Erener, gitarda Emre Kula, bas gitarda Eser Ünsalan, keyboard’da Ozan Yılmaz ve davulda Alpar Lü var. Bir çeşit harikalar takımı. Hepsi kendi alanında sıkı işler ortaya koyuyor. Grubun temelleri 2.5 yıl önce atıldı ancak son günlerde hızlıca ismi yayılmaya başladı. Oscar adayı film Ayla’nın soundtrack parçasıyla çıkış yaptılar. Ama bu başlangıç, yakında 4 parçalık bir EP ile karşımıza çıkacaklar. 27 Ocak’ta Londra’da lansmanını yapacaklar. Bu telaşları sırasında grup ilk röportajını bize verdi. Bir öğle yemeğinde grubun 4 üyesiyle buluştuk, yemeği unuttuk! HT Pazar'dan Serdar Yazıcı'nın röportajı...

Müziğinizin altında yatan enerjiyi biraz tarif eder misiniz?

Emre Kula: “Enerji” deyince Ozan geliyor aklıma, fizik okudu. Enerjiyi anlat biraz Ozan! (Gülüyorlar.) Sevdiğimiz şarkıları cover’layıp bir yerde çalmayı düşünüyorduk. Bu biraz Sertab’ın hayaliydi. Şarkıları biraz değiştirmeye başladığımızda ortak bir kararla “Biz manyak mıyız cover’larla uğraşıyoruz, zaten yıllarca barda çaldık, gençliğimiz yendi yeter artık” dedik. Sonra beste çalışmalarına başladık.

Sertab Erener: Dünya enteresan bir yer. Çok iyi bir müzisyen olabilirsin, 5 kişi yan yana geldiğinde bir şey de çıkmayabilirdi. Böyle bir ekibin oluşması şans eseriydi. Herkesin beğendiği müzik dalları farklılaşsa da bu 5 kişi bir araya gelince bir müzik ortaya çıktı. O da bizim kendi sesimiz oldu. O günün kimyasıyla şarkılar yazdık. Hiçbir şey çıkmadığı günlerde ağladık.

Yaptığınız işler caz, elektronik, pop, rock gibi farklı kulvarlarda, bu grupla birlikte her birinizin sert yanının ortaya çıktığını söyleyebilir miyiz?

S.E.: Evet doğru bir tanım. Herkesin ortak bir yanının bir araya gelişi diyebiliriz.

E.K.: Bir yere gittiğinde baktığın zaman “Aha bu rock’çı” denilen tip benim.

‘GRUBUN ADINI 2.5 YILDIR DÜŞÜNÜYORUZ’

Oceans of Noise isminin doğuşunu anlatır mısınız?

Ozan Yılmaz: En büyük derdimiz buydu. 2.5 yıldan beri bir isim düşündük. Toplantılar yaptık, yemekte buluştuk. WhatsApp grubumuzun adını bulduğumuz isimlerle değiştirdik. Grubun adı ilk olarak ‘Maslak’tı. Maslak’ı aldık lak kısmı İngilizce Lock olsun diye düşündük.

S.E.: Of of çok kötüymüş ya!

O.Y.: En uzun kalan bu isim oldu. Bir prodüktörle çalışmaya başladık, yazışmalar oldu, kayda gittik bitirdik halen isim yok. Artık sözleşme imzalanacak, maddeler hazır, grubun ismi belli değil. Herkes istediği isimleri getirsin toplayalım, eleyelim herkesin ortak olduğu bir isim vardır belki dedik ve sonunda bulduk.

Oceans of Noise karanlık bir grup mu?

S.E.: Değil ya. İçinde güneş var yani. Akdenizliyiz, illaki var.

E.K.: Karanlıktan anladığımız depresifse değil. Derileri giydik ve o klasik pozları verdik tabii. (Gülüyorlar.)

En çok dikkatimi çeken şarkınız Emre Kula’nın yazdığı ‘Miracle’ parçasıydı. Miracle’nin hikâyesi nedir?

E.K.: Aslında biz o şarkıyı yaparken Sertab internetten bazı sözler açıp melodi bulmak için onları söylüyordu. Sonra bulduğu bir sözden Miracle aklımda kaldı. Şarkıyı bir hale getirdiğimiz akşam da nakaratı yazdım. Hikâyesi ne oldu... Unuttum!

S.E.: Neyi?

E.K.: Miracle’nin hikâyesi ne anlatıyordu?

S.E.: Emre için son dakikacı demek istemiyorum ama kendi albümü için de aynısını yaptı. Stüdyoya giderken yazıyor. Ben streste üretebilen biri değilim. Miracle’nin kaydına girmeden 1 gün önce bitti sözleri. Benim kalbime iniyordu ama. (Gülüyorlar.) E.K.: Sonra tabii ki hikâyesi oturdu. Mucizeyi bekleyen bir insanın hayat hikâyesine dönüştü.

‘SERTAB’I BAZEN EVDE GÖRÜYORUM’

Albüm kapağınızda yer alan okyanusu grubun yaptığı müziğin sertliği olarak, ahtapotu ise grubu çevreleyen, güçlü tutan bir objeymiş gibi yorumladım. Bu kapağı gördüğünüzde sizin aklınıza ilk ne geldi?

S.E.: Şahane yorumlamış- sın. Grubun isminin ne olması gerektiği konusundaki beceriksizliğimizi Ozan anlattı. Müzi- ğin içerisinde olan biri dışarıdan bir gözmüş gibi göremiyor hiçbir şeyi. Biz bir şeyi üretiyoruz ama ona nasıl bir şey giydireceğimizin kararını bu ekibin dışındakiler vermeli bence. Bu sorularda artistler genelde tıkanır. Senin o kapağa baktıktan sonraki hissin en doğrusu. Bu mükemmel bir tanım oldu.

Başka bir dilde şarkı sözü yazmak sizi zorladı mı?

E.K.: Ne zor ne de kolay oldu. Ana diliniz değil ve bir şeyler yazıyorsunuz.

Alpar Lü: Joel de çok yardımcı oldu. Sözlere Amerikalı gözüyle bakması güzel oldu.

Birlikte müzik dışında yapmayı sevdiğiniz ritüelleriniz oluştu mu?

Eser Ünsalan: Ozan, Alpar ve benim provalar sonrası tatlı yeme ritüellerimiz var.

S.E.: Onlar çok fena tatlıcı.

E.Ü.: Tatlı öncesi Ozan’ın önden bir tavuk pilavı da var.

E.K.: Ben Sertab’ı bazen evde görüyorum. (Gülüyorlar.)

Yurtdışı konser planları var mı?

O.Y.: 27 Ocak’ta Londra’da grubun lansmanı olacak. 17 Aralık’da Anathema’nın İstanbul’da vereceği konserde ön grup olarak sahnede olacağız.

A.L.: Hem Avrupa’da hem Amerika’da büyük festivallerde çalma planlarımız var. Bunu ne kadar başarabilirsek o kadar mutlu olacağız.

S.E.: Yarın kalkıp dünyaca ünlü bir rock grubu olacağız hayali kurmuyoruz. Bu bir süreç, bu süreç içerisinde emin adımlarla, inatla yürümeye devam edersek bunun olmama ihtimali yok. Müziğin gücüne inanıp doğru adımlar atarsak ilerleyeceğiz. İlk 5 yıl çok önemli.

 

‘Rüya gibi stüdyoda 4 şarkı kaydettik’

Albümün prodüktörlüğünü 4 kez Grammy’li prodüktör Joel Hamilton yaptı. O süreci de anlatır mısınız?

S.E.: Biz şarkılarımızı, ne olacağını bilmeden bir şey üretmek için özgürce yazdık. Belki de bu kadar güzel melodilerin ve şarkıların çıkmasının nedeni buydu.

E.Ü.: Şarkının yetişmesi gereken bir zaman aralığının olmaması, daha güzel şarkıların çıkmasını sağladı.

S.E.: Sonra bunları kaydetmeye ve dünyaya dokunmaya karar verdik. Herkes hayal ettiği ve çalışmak istediği prodüktörlerin listesini çıkardı. Koca bir liste çıktı ve onlarla iletişime geçtik. Demoları gönderdik ve beğendiler. Biri “Ben çok çalışmak isterdim ama Metallica’ya giriyorum” dedi. Gerçekten böyle şeyler oldu ve biz “Ne dedi bu?” diye tekrardan okuduk. Grammy’leri olan bir prodüktör bulduk, onla bir yıla yakın yazışmamız oldu. Adamın kendi özel hayatında bir şey oldu ve müziği bıraktı. Sonra Joel’e ulaştık. Highly Suspect diye bir grubun da prodüktörü, Tom Waits’le şarkı yazmış, Elvis Costello ile çalışmış biri. Joel bu aralar Amerika’da bir numara. O bizi sevince biz de onu çok sevdik. Sonra ekipçe Amerika’ya gittik ve rüya gibi bir stüdyoda 4 şarkıyı kaydettik.

‘Müziğini 2 yıl önce yapmıştık’

Ayla filmi için soundtrack yaptınız.

S.E.: Bir mail aldık. “Ayla filmi Oscar aday adayı. Soundtrack’e ihtiyacımız var. Siz yapar mısınız? Hem İngilizce hem de Türkçe söyler misiniz?” diye.

O.Y.: Bu mail’i aldıktan sonra ne kadar vaktimizin olduğunu sorduk. “Kliple birlikte 2 hafta” dediler.

S.E.: “Evet yaparız” demek delilikti. Joel’in de boş bir haftasına denk geldi, biz gidemedik ama o geldi. Albüme beklettiğimiz 15 şarkımız vardı. Hepimiz aynı gün bu konu konuşulurken tek bir şarkıyı birbirimize yolladık, o da bu şarkıydı. Müziğini 2 yıl önce yapmıştık, sözlerini yazdık ve Ayla filminin soundtrack’i oldu.

Ayla filmi için bir araya gelmişsiniz gibi bir algı neden oluştu?

A.L.: O yanlış bir algı oluşması.

S.E.: “Ayla filmi 27 Ekim’de vizyonda, bu şarkıyı ona yazdık. 3 Kasım’da da EP’miz var” diyemedik. O kadar hızlı gelişti ki. Öyle olunca da biz sanki Ayla filmi için bir araya geldik ve müzik yapıyoruz gibi algılandı.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000