BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Selçuk Yöntem bu sezon oynadığı ‘Benim Adım Feuerbach’ oyunuyla turneye çıktı, ardından Antalya’da caz seminerindeydi. Bu arada İzmir’de Sahne Tozu Tiyatrosu bir sahnesine Selçuk Yöntem Sahnesi adını verdi. Büyük mutluluk, zira bizde pek çok sanatçı ne yazık ki yaşarken unutuluyor. Yöntem, dur durak bilmeden çalışmaya devam ediyor. Mayıs sonu sezonu bitirip biraz dinlenecek. 29 Mayıs’ta Ankara Bilkent Odeon’da da Fazıl Say’ın bestelediği ‘Hermias-Yunus Sırtındaki Çocuk’ adlı eseri sahnelenecek ve Yöntem anlatıcı olacak. Sanatsal etkinliklerle yoğun, dolu dolu geçen hayatının arasında Yöntem ile buluşup keyifle sohbet ettik. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

Bu ara temponuz çok yoğun, nasılsınız?
İyiyim, sağlığım da iyi hamdolsun. Şu anda yoğun olarak tiyatro ile uğraşıyorum. Turneye gittik. Mayısta iki oyun oynayıp sezonu bitireceğim. Mayıs sonunda Fazıl Say’ın eseri Hermias, Ankara’da Odeon Bilkent’te olacak.

Bu arada Antalya’da da bir caz söyleşiniz oldu. Caz müziği sevdiğiniz için o buluşmalar keyifli geçiyor olmalı...
Evet, ben bir cazseverim. Bıktırmayan, insanı mutlu eden bir melodi. Tabii klasik caz beni daha çok etkiliyor. Atomic jazz daha sabır isteyen ya da kendi kendine dinlenmemesi gereken bir müzik gibi geliyor bana.

Arkada senfoni orkestrası, piyanoda Fazıl Say ve anlatıcı olarak önde siz. Çok özel bir eser. Müziğin içinde hikâye anlatıcısı olarak bulunmak nasıl bir his?
Klasik müziği de çok severim.. Belki babamın bana bir hediyesiydi. Hep hayal etmişimdir “Orkestra ile ne yapabilirim?” diye. Orkestra şefi olmak çok ayrı bir estetik, ayrı bilgi ama orkestrayla bir eylem yapmayı hep hayal etmişimdir. Gerçekleşti. Hermias, Fazıl Say’ın çok önemli eserlerinden biri. Benim de bayıldığım bir eser, oratoryo. Serenad Bağcan da var bu arada. Müzikle hikâye anlatımına gelince, Özen Yula’nın metni, İbrahim Yazıcı yönetiyor ve tüm bunların bir araya gelmesi bir aktör için çok keyifli... Ben de bunu 3-4 kere yaşadım. Geçmiş yıllarda oynamıştık, şimdi tekrarlayacağız.

Evet, bu arada ‘Benim Adım Feuerbach’ oyununuzu da 22 yıl sonra yeniden sahneliyorsunuz. İlginç bir tesadüf... Metni ilk oynadığınız zamanla şimdiki arasında, karakterde daha önce gözlemlemediğiniz ne gibi ayrıntılar yakaladınız?
22 yıl önceki bakış açım, dünya görüşüm ve enerjimle şimdiki arasında çok büyük fark var. Temel olarak hikâyenin özü değişmese bile sizin yaklaşımınız çok farklı oluyor. Biraz da yılların geçmesi ve tecrübenin oluşması bunu etkiliyor. Tabii ki “Bu bir röpriz” diyemeyiz, çünkü o yıl doğanlar 22 yaşında. Bu oyun 22 yıl önce çok az oynadığımız bir oyundu. Tekrar oynamak bir aktör için çok avantajlı bir durum. “Keşke bunu yapmasaydım” dediğiniz olayları daha farklı yorumluyorsunuz. Tabii ki bunun bir sonu yok. Oynadığınız her şey eskiyor. Belki 10 yıl sonra daha farklı yorumlayacaksınız. İyi bir deneyim oldu benim için.

Genelde sanatçılarımıza gereken değeri öldükten sonra veriyoruz. Siz ne şanslısınız ki İzmir’de Sahne Tozu Tiyatrosu bir sahnesine Selçuk Yöntem Sahnesi adını verdi...
Oyunlarımı izlediler. Ben de her yıl onların Bedia Muvahhit ödüllerine giderim. Çok başarılı bir grup. Bir Haldun Taner Sahnesi’nin altında cep tiyatrosu açmışlar, bana sürpriz yaptılar, çok mutlu oldum, düşünmeleri yeter. Bu da hiç aklıma gelmezdi. İnsan kendini hep sanki yeni mezun olmuş, sanata yeni atılmış gibi hissediyor. Böyle olunca “Aa bir şeyler ilerlemiş” duygusu geliyor. Çok teşekkür ederim tekrar.

‘CEBECİ KONSERVATUVARI ‘GELİN BENİ ALIN’ DİYE BAĞIRIYOR
Ankara’nın, Cebeci Konservatuvarı’nın hayatınızda önemli bir yer var. Civan Canova da hep okulu resmeder. Hülya Aksular okulun son halini gördüğünde “Cebeci Konservatuvarı’nı sanat müzesi olarak görmeden ölmemek gerekir” demiş. Siz ne düşünüyorsunuz?

Çok güzel bir resim evet. Esasında bu çok hüzünlü bir durum. Konservatuvarda geçirdiğimiz 5-6 yıl, hayatımızın inanılmaz yıllarıydı. Ankara Devlet Konservatuvarı mimari olarak da sanata çok hizmet eden bir yapı. Müziği, balesi ve tiyatrosuyla iç içe bir sanat ortamı vardı. İnsanlar Batı’da böyle bir okulu 300 yıl koruyor, değerlendiriyorlar. Biz ise alıp nikâh dairesi yapıyoruz. Bu çelişkilerimiz insanı gerçekten çok üzüyor. O binadan ne istendi, neden alıp o hale soktunuz ve neden geri vermiyorsunuz? Orası şu anki konumuna hiç yakışmıyor. Sanki “Gelin beni geri alın” diye bağırıyor. Yaşam izin verirse, kısmet ederse o binayı almalıyız. Ya bir tiyatro-bale bölümü olmalı ya müze olmalı ama yine sanat adına değerlendirilmeli. O dönem okuyanlar bunun acısını, sıkıntısını, hüznünü çekiyor.

‘YAŞAMA AKMAK LAZIM’
Özel hayatınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Tatile gitmeyi, dostlarım ve ailemle akşam yemeği yemeyi seviyorum. Ama bunlar da sonsuz bir mutluluk olmuyor. Bu hepimiz için geçerli. Kimse saklamasın bunu. Anlarda mutluluğu yakalamaya çalışıyoruz. Onun dışında başka ne yapılabilir ki zaten? Spesifik bir şeye merak var mı, yok. Bende her şey biraz eklektiktir. Fotoğraf çekmeyi, müzik dinlemeyi severim. Çok enteresan bir insan değilim. Belki de enteresan bir insan olmamam enteresandır.

Anlık mutlulukları yakalamak en güzeli...
Tabii, yaşama akmak lazım.

70’inci yaş gününüzde ne olsa çok mutlu olursunuz?
Sağlıklı olmak, aileyle olmak güzel bir yanıt. Ama hayran olduğunuz bir insan kapıdan girip “Doğum günün kutlu olsun” derse çok mutlu olursunuz. Benim de var hayallerim ama onları söylemeyelim.

Sürpriz sever misiniz?
Çok. Çünkü insanın beklemediği bir şeydir ve beklemediğiniz anlarda güzel şeyler olur.

Hayatı doğaçlama yaşama konusunda ne kadar başarılısınız?
Çok başarılı değilim ama arkadaşlarımla birlikte oluşursa mutlu olurum. Tek başıma bilet alıp gidebilen adamlardan değilim. Tek yolculuk da yapamam. Yani yaparım da gittiğim yerde tek başıma dolaşamam, mutlaka birisiyle paylaşmam lazım. Öyle insanlara çok imrenirim.

‘HERKESTE DUYGU GEREKSİNİMİ BAŞLADI’
Şu an 20 yaşında bir oyuncu olmak ister miydiniz?

İstemezdim. O çok meşakkatli bir yol. 20 yaş oyunculuğunun enerjisi çok önemli ama daha kat etmesi gereken o kadar çok yol var ki... Beden dilini, sesini, diyaframını kullanmak, oyunun iyi çıkmaması, sesinin kısılması... Bu yaşanmışlığa gelince, kusura bakmasınlar ben gelemem.

Peki gençleri şanslı buluyor musunuz?
Teknoloji ve iletişimin kuvvetli olması bakımından şanslı ama duygu bakımından şanssızlar. Her şey artık göz önünde olduğu için insanın yüreğinin burkulacağı, acıma duygusunun oluşacağı, etkileneceği bir durum kalmadı. İnsanoğlu her şeye çok çabuk alışıyor. Bu alışkanlık duygu için iyi bir şey değil. Kütüphaneye gidip araştırma yapmak daha kalıcı olabiliyor beyin için. Ama Google’a baktığında 3 dakika sonra unutuyorsunuz. İnsanoğlu kendine gerekli malzemeyi iyi kullanamıyor, temel sorunu bu. Aşırıya gidip onu dejenere ediyor. Ve bumerang gibi o zarar kendisine dönüp geliyor.

Kendini mutsuz ediyor...
Evet. 60’lı, 90’lı yıllar dünya çok daha güzeldi. Bence insanlar yine fabrika ayarlarına dönecek. Duygu gereksinmesi başladı herkeste. Duygu olmadan yaşamak çok zor. Tiyatro da, konserler de bunun için şu anda çok ilgi görüyor. Çaresiz bir teknoloji. Bize zararlı bir şekilde dönmesini engellemeliyiz.

SELÇUK YÖNTEM İLE 7 SORU & 7 CEVAP
Buzdolabınızda kaç magnet var?
Çok, 30-40 vardır

Başucunuzda kaç kitap var?
4

En son ne zaman mum ışığında oturdunuz?
Daha dün oturdum.

İyi sır tutar mısınız yoksa size dert olur mu?
Tutarım

Bir süper gücünüz olsa, ne olurdu?
Uçmak iyi olurdu.

En arıza yönünüz?
Alınganlığım.

Güne iyi başlamanız için ne olmalı?
Yağmurlu bir gün beni çok mutlu ediyor.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000