BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Geçen hafta İstanbul Bienali’ni turlarken rehberlik eden arkadaşım, eliyle Pedro Gomez Egana’nın enstalasyonunu gösterip “Oradaki yatağı Özkan Usta yaptı” dedi. Birkaç kat çıktık, bu sefer Kasia Fudakowski’nin yerleştirmesindeki ahşaptan bağırsağı gösterip “Bunu da Özkan Usta yaptı” dedi. İKSV’de kime sorsam Özkan Usta’yı tanıyor, “Ekipten sayılır” diyor. Sanatçılardan daha sık adını duymaya başlayınca Özkan Bey’i aradım, buldum. Ertesi gün görüşmek üzere sözleştik. HT Pazar'dan Ece Ulusum'un röportajı...

Beyoğlu Kuledibi’nde dar bir sokaktaki küçük dükkânının kapısında sadece “marangoz” yazıyordu. Duvarda takımlar Kuzey Kore askerleri gibi dizilmiş, zımparalanmayı bekleyen tabureler kenarda bekliyor. Talaş, toz kaplı küçücük bir televizyon ve bilgisayarın olduğu tarafta çocuklarının fotoğrafı asılı.

Onu yurtdışından ziyarete gelen sanatçılar burayı eminim çok otantik bulmuştur. Ben planyayı kurcalarken Özkan Bey içeri girdi. Ölçü almaya gitmiş. Gelir gelmez üzerine önlüğünü giydi, çay söyledi.

Özkan Şener 48 yaşında, meslek lisesi mezunu. 33 yıldır marangozluk yapıyor. İki çocuğunu bu meslekle büyütmüş, daha uzun yıllar çalışmayı istiyor. İşini çok sevdiği için “Yorulmuyorum, sevdiğimden hepsine değiyor” diyor. Çırağı yok, günlerce süren bienal çalışmalarında ona oğlu ve babası yardım ediyor. Eskisi gibi mobilya işleri pek denk gelmediğinden sanat etkinlikleri ve sanat dünyasından isimlerin evlerindeki işleri yapmaya başlamış. Büyük bienalde küçük esnafın uluslararası başarısı bu...

Röportajımız sırasında Özkan Bey’in fotoğrafını Instagram’ımdan paylaştım. Ünlülerle röportajlardan daha çok rağbet gördü. Tanıyan, bilen mesaj attı “Aaa bu Özkan Usta değil mi?” diye. Şener’in sanat camiasında tanıdığı çokmuş... Gazetede çıkacağını duyan “Sonunda keşfedildi” diye seviniyor adına. Lafı çok uzatmayayım; bienalin ve sanatçıların marangozu Şener’in hikâyesini kendisinden dinleyin.

1984’ten beri marangozluk yaptığınızı söylemiştiniz, yanlış hatırlamıyorum değil mi ?

Şöyle, ben okulu da sayıyorum. Bizim zamanımızda 5 günlük eğitimin 2 günü atölyeydi. Ben onu da mesleki hayata başlamak olarak sayıyorum, çünkü gerçekten iyi bir eğitim aldığımı düşünüyorum. Teknik resim ve atölye çalışmaları...

İKSV’deki arkadaşlarla tanışma süreciniz nasıl oldu? O ilk buluşmayı anlatabilir misiniz?

Aslında tamamen rastlantı. Birinci tasarım bienali öncesiydi. Bienalin açılmasına yaklaşık 12-13 gün vardı. Eski bir müşterime büyük ahşap bir masa yapmıştım. Nakliyeci gelecekti, kapıya çıkardım. Birkaç dakika sonra yanıma genç bir arkadaş geldi. O zaman bienalin teknik sorumlularıydı. Galata Rum İlköğretim Okulu’na giderlerken masayı görmüşler. Bana “Ahşap işlerimiz var, ilgilenir misiniz?” dediler. Sanırım bir aksaklık olmuş önceki çalıştıkları ustaların yoğunluklarından dolayı, kısa bir zaman kalmıştı. Biz de hallediverdik. O gün bu gündür İKSV ile çalışıyoruz. Tam 6 yıl oldu. En büyük şansım, okulun bienal merkezlerinden olması.

Konumunuz iş açısından işe yaramış anlaşılan...

Meslek hayatımın tamamı Beyoğlu sokaklarında geçti. Sonra Tophane’de... Okuldan çıktıktan sonra Kumbaracı Yokuşu’nda çalışmaya başladım. Daha sonra yanındaki yokuşa geçtim. Sonra da burası kısmet oldu. 2004’ten beri buradayız. Atölyemi açtıktan sonra insanları daha çok tanıma fırsatı buldum. Gördüğüm kadarıyla buranın insanları çok sık yer değiştiriyor. O yüzden de ihtiyaçları bitmiyor. Yine de herkesin yakındığı mobilyacılıktaki market sistemi bizleri inanılmaz etkiledi. Önceden bir raf kestirmeye bize gelirlerdi, şimdi markete gidip alıyorlar.

‘O AÇILIR KAPANIR KABİNLERİ 1 AYDA YAPTIM’

Bu yılki bienalde Pedro Gomez Egana’nın işi için yaptığınız karyola var. Eser anlatılırken sizden haberdar olduk. Bu beni mutlu etti. Bir sanat eserine sizin dokunuşunuz değmiş oldu. Bunu düşündüğünüzde siz ne hissediyorsunuz?

Tasarımlara sahip çıkamam. Çoğu zaman sadece imalat kısmındayım. Görenler nasıl düşünür bilemem ama ben çok zor işler olduğunu düşünmüyorum. Yine de bir marangoz olarak sanatçılarla çalışmak büyük bir ayrıcalık. Ufkumu genişletiyor. Şu küçücük dükkânda yaptığınız işleri binlerce insan görüyor. Farklı...

Zor yanları var mı sanatçılarla çalışmanın?

Kişisel olarak yok. Fakat zaman zaman zor işler olabiliyor. Örneğin, bu sene Mark Dion’un İstanbul’un İnatçı Otları ve İstanbul’un Dirençli Deniz Yaşamı eserlerindeki ahşap çerçeveli kabineler zordu. Her şeyi tam yerine oturtmak zaman aldı. O açılır kapanır kabinleri 1 ayda yaptım.

Sanatçılar tasarımlarını size açıklıyor, siz de onlar ne derse yapıyorsunuz. Hiç önerileriniz olmuyor mu onlara?

Çoğu zaman sadece işe başlamadan önce bir görüşmemiz oluyor. Kimi zaman mail yoluyla ya da bienalin alan sorumlularıyla. Malum, sanatçılar yurtdışında olabiliyor ancak etkinlik başlamaya yakın İstanbul’a geliyorlar. Yine de ben ufak tefek tavsiyeler veriyorum. Kimisi bu işin tekniğini bilmeyebiliyor. Hayalindekini ahşaba işlemek her zaman mümkün olmuyor. Teknik değişikliklerde payım vardır. Ancak Mark Dion ile bienal öncesinde pek çok kez yüz yüze görüşme fırsatımız oldu. Dükkâna geldi, benim anlattıklarımı dinledi ve ona göre plan yaptı. Çok akıllı biri. Kimi zaman bir şeyler yapıyoruz, bütününü görmeden anlaşılmıyor. Başta anlayamadığım sonra birleştirince şaşırdığım olmuştu. Hâlâ oluyor...

Zanaat ve sanat kavramlarını incecik bir çizgiyle ayırırlar ama siz her ikisini de birleştiriyorsunuz. Ufkunuzun da genişlediğini söylediniz. Bu yılki Tasarım Bienali’ne bir proje yapmak istemez miydiniz? Bu yıl bienal herkesin katılımına açık...

Eğer bienal çalışmalarında bulunmasaydım düşünebilirdim. Çok ilginç olurdu benim için. Ama zaten ben bu konuda yeterince tatmin oluyorum. Yani bazı işler tamamen bana bırakılabiliyor; sanatçıların özel tasarımları hariç, bazı şeyleri biliyorum diye de artık tamamen bana bırakıyorlar. İşte o zaman ben de aklımda canlandırdıklarımı gerçekleştirebiliyorum. Zaten şu an atölyede İKSV dışında çalıştığım müşterilerim de var. Belki ileride olabilir, neden olmasın. İlginç bir projem olması lazım. O zaman da sanatçı olarak katılırım, kim bilir? (Gülüyor.)

Bağırsak işi...

“Onu yapması elbette çok ilginçti. Ahşabı da epey incelttiğimiz için zor işlik oldu. Elime geldiğinde bağırsak olduğunu biliyordum. Sanatçıyla mail’leştik. Hangi ağaçtan yapılacağını uzun uzun konuştuk ve ıhlamur ağacına karar verdik. Yani yaparken anlayamadım ama sonuç çok güzeldi.”

‘BİR ÇIRAĞIM YOK, OLAMIYOR’

Bienalde sizin işçiliğinizin bulunduğu eserlerin açıklamasında isminizin yazılı olması gerektiğini düşünüyorum. Sizi keşfettiğim için kendimi mutlu hissettim.

Ne yalan söyleyeyim ben de isterdim. Ahşap kısımların işçiliği gibi bir detay...

Sizin bu tarz işleri yaptığınızı biri nasıl öğrenebilir? İnternette böyle bir bilgi var mı?

O da yok. Anca kulaktan kulağa... Zaten bienallere katılan sanatçılarla çoğu zaman çalışmaya devam ediyoruz. Özellikle Türk sanatçılara burada açtıkları sergilerdeki ihtiyaçları konusunda da destek oluyorum.

Burada kaç saat çalışıyorsunuz? Bir gününüz nasıl geçiyor ?

Sabah 08.00’de geliyorum. Akşam genellikle 19.30 gibi çıkıyorum. İşimiz olursa uzuyor sürüyor. Genelde el yordamıyla çalışacağım işleri geç saatlere bırakıyorum. Mahallelinin huzurunu kaçırmak istemem.

Bu bienal ve sergi dönemlerinde nasıl bir tempoda çalışıyorsunuz?

İşte o dönemlerde belirli bir saat yok. Bazen öyle oluyor ki 2 gün eve gitmiyorum. Galata Rum İlköğretim Okulu’nda, kartonların üzerinde uyuduğumuz da çok oluyor. Ama çok tatlı anılar hepsi. Şimdi düşündüğüm zaman kendime “İyi ki hepsini yaşamışım” diyorum.

O yoğun çalışma dönemlerinde dostluklar da gelişiyordur.

Hakikaten çok güzel dostluklar kurduk. İKSV’de çalışan herkes; stajyerlerden tutun da yönetimdeki insanlar çok kaliteli. O yüzden İKSV ile çalışmak benim için bir zevk.

Bülent Eczacıbaşı ile hiç tanışma fırsatınız oldu mu?

Hiç tanışamadım. Fakat bu sene bienali Eczacıbaşı Grubu gezmeye geldiği zaman, Bülent Bey’in Mark Dion için yaptığımız tasarımları beğendiği kulağıma geldi. Hatta “Bunları göndermeyip satın mı alsak?” gibi sözlerini duyunca çok mutlu oldum. Onlar bu işin kurucusu. Yaptıklarımı beğenmiş olmaları benim için büyük onur.

Marangozlar genelde birbirlerini tanır. Böyle bir bütünlük var mı?

Eskisi kadar çok marangoz yok artık burada. 20 sene önce 7-8 marangoz varken bu sokaklarda şu an daha az. Buradaki sokaktakilerle arkadaşız yine de...

Bundan sonra ne yapmak istersiniz?

Bir çırağım yok, olamıyor... Kimse çocuğunu atölyede çalıştırmak istemiyor. Masa başı iş istiyor herkes. Önceden atölyede çalışırken aileler çocuklarını getirir “Ben çocuğumu yazın burada çalıştırabilir miyim?” diye sorarlardı. Şimdi ben atölyeyi açtığımdan beri kimse gelmedi. Zaten atölyemiz de uygun değil. İki kişinin dönmesi, çalışması mümkün değil.

Bienaller için yaptığınız işleri nasıl sığdırdınız buraya?

Sağ olsun yönetim, okuldaki işler için bana bir oda ayarladı. Ben de orayı atölye gibi kullandım. Bütün takımlarımızı taşıdık, imalatı orada yapıyordum. Bu sene girişi daralttılar, eşyalarla geçemedik. O yüzden burada çalıştım. Büyük şeylerin birleştirmelerini mekânda yaptım. İstanbul Modern ve Pera Müzesi’ne gidip birleştirmeleri orada yaptım. Bu seneyi de şükür atlattık.

‘Ondan bir sürü şey öğreniyoruz’

Gamze Öztürk - İstanbul Bienali Proje Koordinatörü

“Ben İKSV ekibine dahil olduğumda Özkan Usta vardı, benden eski yani. Harika, pozitif biridir. Birbirimize o kadar alıştık ki kafamızda soru işareti olmuyor artık giderken. Sadece bienal öncesinde değil, bienal esnasında da bizimle birlikte. Eserlerin bir kenarında pürüz oluyor, hasar meydana geliyor Özkan Usta hemen hallediyor. Sadece sergideki eserlerde değil, merdiven, rehberlerin durduğu bölümlerdeki masalar, platformlar bir sürü şey yapıyor. Ondan da bir sürü şey öğreniyoruz.”

‘Bizim ekibimizden biri’ ,

Selen Erkal - İKSV Yurtdışı Projeler Koordinatörü

“2012’den beri bizimle. Bilgili ve çok iyi biri. Ben ona bir şeyler sorarım, genelde teknik detaylar. Sabırla anlatır. Ondan birçok şey öğrendim. Sanatçılarla mail’leşir. Biz ona bütün detayları çevirip yollarız. O her noktaya bakar. Artık Özkan Bey ve ailesi bizim ekibimizin bir parçası. Bienaller sırasında oğlu da yardıma gelir. Oğlu olmasa babası. Bizim için örnek bir iletişim. Sadece sanat etkinliklerinde değil, evimizin işlerinde de yardımcı oluyor. Kimisi mutfağını yaptırıyor kimisi de çerçevesini. Benim babaannemin çerçevesini yapmıştı mesela...”

‘İstanbul Modern gerçekten güzel’

Sergi mekânlarını çalışma öncesinde hiç gezme fırsatı bulmuş muydunuz?

Sadece Rum Okulu’nu ki o da ufak tefek tamiratlara gittiğimden. Diğer mekânları hiç görmemiştim. Çalıştığım sanatçılar sayesinde Pera Müzesi, İstanbul Modern, Bomonti Bira Fabrikası gibi birçok yeri gördüm. İstanbul Modern gerçekten güzel, farklı bir yer. Daha da güzel çalışmak için kocaman alan var! (Gülüyor.) Mesleki açıdan bakmadan edemedim.

Sanatçılar genelde hangi ağaçları tercih ediyor?

Tamamen değişiyor. Yapılan işin kullanım yeri ile anlatılmak istenen şeyle alakalı. Bir de son şekilde ne renk görmek istiyorlarsa o çok etkiliyor. Açık renk görmek istiyorsa açık renkli ağaçları tavsiye ediyoruz. Ama bir sanatçı mesela değişik bir mantar türünden bana koltuk yaptırdı.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000