Türkiye, İsrail-Gazze sınırında, Hamas’ın organize ettiği ‘Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’ne katılan 62 Filistinliyi katleden İsrail’e hızlı ve sert yanıt verdi: Meclis kınadı, elçi ülkesine yollandı

ABD Kudüs’te elçilik açarken, Gazze’de on binlerce Filistinliye kurşun yağdıran İsrail’e en büyük tepki, 3 günlük yas ilan eden Türkiye’den yükseldi. Meclis’te özel oturum düzenlendi; AK Parti, CHP ve MHP ortak bildiriyle “ABD, İsrail zulmüne ortak oluyor” diyerek katliamı kınadı. ABD ve İsrail elçilerini istişare için çağıran Ankara, İsrail’in elçisi Eitan Naeh’e “Bir süre ülkene dön” dedi.

Katliam parti gruplarında da gündemdeydi. Başbakan Yıldırım: “Bu kurşunlar insanlığın vicdanına atılmıştır. İsrail’i ve barış iklimine benzin döken ABD’yi kınıyoruz.” Kılıçdaroğlu: “Kanlı pazartesiyi hiçbir dünyalı unutmamalıdır.” HDP’li Temelli: “Ticari, siyasi, askeri anlaşmalara son verelim.” Bahçeli’den yazılı açıklama: “İsrail katil, haydut, terörist devlet olduğunu ispatlamıştır.”

 

***********

Murat BARDAKÇI: GAZZE KATLİAMI, ETEK VE KUCAK! 

BİR asırdan buyana sadece kan ile gözyaşının hâkim olduğu Gazze’de yalnızca İslâm ve bölge tarihine değil, dünya tarihine geçecek bir katliam yaşandı...

2018’in 14 Mayıs’ı, bundan böyle Ortadoğu hakkında yazılacak olan eserlerde kan, gözyaşı ve ıztırap ile dolu bir gün olarak yeralacak. Belçika’nın 19. asrın sonlarından itibaren Kongo’da işlediği cinayetler, Naziler’in 1940’ta Polonyalı subaylara karşı Katin Ormanı’nda yaptıkları, Fransızlar’ın 1961 Ekim’inde Paris’te Cezayirliler’i katletmeleri gibisinden utanç dolu hadiseler tarihte nasıl kara bir leke hâlinde kalmışsa, Gazze’de önceki gün olanlar da işte böyle bir utanç sahnesi olarak kalacak.

Gazze’deki cinayetlerin sorumlularının büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan Amerika ile Yahudiler’in İkinci Dünya Harbi senelerinde maruz kaldıkları acıların daniskasını şimdi Filistinliler’e uygulayan İsrail’den ibaret olduğunu düşünmeyin. Olup bitenlere karşı tek söz etmeyen Arap ülkeleri de bu işte Amerika ile İsrail kadar suçludur, cürümlere beraberce iştirak etmişlerdir!

Diğer mücrimlerin başında, katliamın asıl sebebi olan büyükelçilik meselesine temas bile etmeden cılız bir kınama ile yetinen, sonra utanmış olacak ki dün akşama doğru daha da cılız ve sıska bir açıklama yapıp “Krallık, Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasını reddediyor” diyen Suudi Arabistan vardı! Çetenin reisi işin içinden böyle sıyrılmaya çalışır da hempaları geri kalırlar mı? Suudiler ile beraber Washington’un peyki hâlini almış olan diğer Arap memleketlerinin gıkları bile çıkmadı!

BUNLARIN HEPSİ SUÇLUDUR!

Tahtını ve geleceğini güçlüye ipotek ettikleri için Gazze’de yaşananlar karşısında söz etme cesaretini bulamayan Suudiler’in, Emirlikler’in ve rejiminin istikbalini Washington’dan gelecek “Aferin”lere bağlamış olan Mısır’ın günahı, işte bu yüzden İsrail’den aşağı değildir!

Arap dünyasının uzun senelerdir bu şekilde hareket etmesinin sebeplerini anlayabilmek için derinlemesine bir sosyolojik, psikolojik ve hattâ genetik tahliller yapılması şart ise de, meselenin basitçe anlaşılabilmesi için seneler önce yazmış olduğum bir hatıramı şimdi tekrar nakledeceğim:

1980’lerde gazeteci olarak Mısır’da yaşıyordum. İstanbul’a bir iş için gelmiş ve 25 Mart 1988’de Kahire’ye dönmüştüm.

Havaalanında, Aziz Nesin ile karşılaştım. Dünya Yazarlar Birliği’nin kongresine davetli idi, karşılayıp oteline götüreceklerini söylemişlerdi ama gelen-giden yoktu. Zira kongre iptal edilmiş ama iptali haber vermeyi akıl edememiş, adamcağızı havaalanında bırakmışlardı...

Dede dostum olan Aziz Bey ile doğruca Zemalek’teki evime gittik, o gece bende kaldı, misafirini kapıda bırakan Yazarlar Birliği’ni ertesi sabah arayıp vaziyeti izah ettik, geldiler, Aziz Bey’i binbir özürle alıp Marriot Oteli’ne yerleştirdiler.

BİR HÖDÜĞE TARİH DERSİ...

Aziz Bey ertesi gün telefon etti, “Bunların ‘Savtu’l- Arab’ diye bir gazeteleri varmış, öğleden sonra bana mülâkata gelecekler, tercümanlığımı sen yapar mısın?..” dedi.

Gittim... Röportaja yolladıkları muhabir hödüğün de hödüğü idi, Aziz Nesin’in hiçbir kitabını okumamıştı, hattâ kim olduğunu bile bilmiyordu, “Ne tür yazılar yazarsınız?”, “Dindar mısınız?”, “Hükümetle aranız nasıl?” yahut “İslam Birliği mümkün müdür?” gibisinden abuk subuk sorular sordu ve hakettiği cevapları da aldı.

Herif derken, “Arap dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormaz mı?

Aziz Bey “Siz birilerinin eteğinin altına saklanmayı, gidip kucaklarına oturmayı çok iyi bilirsiniz” diye başladı... “İngilizler’i buldunuz, bizi sattınız, isyan edip peşlerine düştünüz! Adamlar bunu çok iyi kullandılar, ‘Türkler emperyalistti ama biz değiliz’ dediler, herşeyi Türkler’in üzerine yıktılar ve buna inandınız... Aradan zaman geçip de İngiltere zayıflayınca sizin Abdülnasır başka bir himaye aradı, gidip Ruslar’ı getirdi. Barajınızı vesairenizi Ruslar’a inşa ettirdiniz ama Amerika daha büyük güç hâlini alınca da Ruslar’ı kovup Amerikalılar’a sığındınız. Suudi’si, vesairesi hep aynını yaptı, kim güçlü ise ona yanaştı! Şimdi daha kuvvetli bir başka devlet bulacak olsanız hemen onun eteğinin altına girersiniz!”.

Sonra bana döndü, “Sana bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Buraları iyi ki kaybetmişiz! Şu sokakların haline bak! Şayet bize ait olsaydı, milyonlarca entarili adam vatandaşımız olacaktı... Bunların ceplerinde Türk nüfus kâğıdı taşımasını düşünebiliyor musun?”.

Aziz Nesin’in sözlerinin iki gün sonra yayınlanırken “Türkiye ile Mısır kardeştir; dinimiz de, tarihimiz de ortaktır, yaşasın Türk-Mısır dostluğu!” haline getirilmiş olduğunu herhalde tahmin edersiniz...

Arap memleketlerinin bir-iki istisna haricinde Gazze’deki katliam hakkında tek söz etmemelerinin sebebini Aziz Bey’in bundan otuz sene önce söyledikleri mükemmelen izah etmektedir, yani ortada bir “etek” ve “kucak” merakı vardır!

 

*********** 

Fatih ALTAYLI: BİR KISIM İSRAİL MEDYASI VATAN HAİNİ Mİ?

İSRAİL’in Filistinlilere karşı uyguladığı iş “devlet terörü” sınıfından çoktan çıkmıştı.

Durum “terör devleti” sınıfına artık tam anlamıyla girdi.

Silahsız insanların üzerine ateş açmanın, uçakla bomba yollamanın IŞİD’in, El Kaide’nin, PKK’nın yaptıklarından hiçbir farkı yoktur.

Biri ne ise diğeri de odur.

Kimbilir belki de bu yüzden IŞİD gibi “Müslüman” terör örgütleri ile İsrail arasında hiçbir zaman sorun yaşanmamıştır.

Yıllardır, İran destekli bir iki örgüt dışında, hiçbir İslamcı terörist grup İsrail’e saldırmamıştır.

Ancak İsrail’in “devlet anlayışını” bu kadar sertçe eleştirirken, İsrail vatandaşlarının önemli bir bölümüne de saygı duymamak elde değil.

İsrail “ulusal güvenlik, vatandaşlarımın cam güvenliği” gibi gerekçelerle “terör uygular”, masum sivilleri katlederken İsrail içinden, İsrail vatandaşlarından ve İsrail basınından da sert tepkiler alıyor.

Mesela Haaretz Gazetesi, İsrail’in yaptığı katliama Türk gazeteleri kadar olmasa da dünyanın geri kalan medyasından çok daha sert tepki gösterip İsrail hükümetini ve başbakanını sert biçimde eleştiriyor.

Ve İsrail’de de hiç kimse kalkıp bu gazeteye, “Vatan haini, ihanet içindeler, Filistin işbirlikçileri, Müslüman sermayeye satılmış kalemler” falan demiyor.

Çünkü medyanın, gerekli hallerde kendi hükümetlerini bile eleştirmesi gerektiğini biliyorlar.

Hükümetlerin bazen küçük bazen büyük hatalar yapabildiğini, medyanın da hükümetlerle aynı fikirde olmamasının, o medyanın yanlış yaptığını veya hain olduğunu göstermeyebileceğini biliyorlar.

İsrail medyasının bir bölümünün İsrail hükümeti karşıtı yayınlarını alkışlayan gazetecilerimizin de bunu bilmesinde fayda var!

ELEŞTİRİ VE DEMOKRASİ

İSRAİL benzeri bir durum ABD’de de söz konusu.

Çıldırmış Başkan Trump’ın büyükelçiliği Kudüs’e taşıyarak Ortadoğu’ya yeni kavgalar ve ölümler armağan etmesi, ABD’de de sertçe eleştiriliyor.

Eski CIA Direktörü, Trump’ın bu kararını yerden yere vuruyor. Bu kararın ve dolayısıyla Trump’ın dünyaya tehlike olduğunu anlatıyor açık açık.

Keza ABD Kongresi de olan bitene tepki gösteriyor.

Kimse de ne eski CIA Başkanı’na veya Kongre’deki eleştirilere “Milli birliğimize karşı tehdit” demiyor.

Çünkü eleştiri olmayınca demokrasi de olmuyor, doğru da bulunmuyor.

***********

Muharrem SARIKAYA: DİPLOMASİ TACİRİ

GELİRİNİ ticaretle kazanan kişidir tacir...

Yakın geçmişe kadar sadece para veya meta karşılığı işler için kullanılırdı.

Ancak son dönem neredeyse her alanda kendini göstermeye başladı.

Özellikle de diplomasi alanında.

Buna neden de ABD’den başlamak üzere yayılan yeni dönem neo-liberal veya yeni-muhafazakâr yaklaşımları.

“Yeni Gerçekler” döneminin bitmesiyle birlikte postdemokrasinin ürettiği “Hakikat Sonrası Çağ”ın vazgeçilmezi oldu.

Bu sistemde herkes günün sonunda ne kazandığına bakıyor; gerisinde nasıl bir yıkım bıraktığıyla uğraşmıyor.

Veya çözüm modelini de bu temele dayalı olarak geliştiriyor.

Kısa süreliğine de olsa Avrupa’da bazı liderler bu modelin öncülüğünü yapmaya soyunmadı değil; ama köklü demokrasi geçmişi “post” olanı kaldırmadı, o liderleri yolladı.

K.KORE’DE ÇALIŞTI

Kabul edelim ki kökeninde tacirlik olan ABD Başkanı Trump bunu başardı.

Devlet meselelerinin diplomasi yoluyla uzun vadede değil, tacir gibi kısa sürede çözülebileceğini ABD’nin derin devletine de öğretti.

Bu formül Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de acı üretti.

Kuzey Kore’de ise işe yaradı, günün sorunda kâr da bıraktı.

Yani önce baskı kurup zaten tekil denebilecek desteklerini de keserek ekonomik ablukayı çekilmez hale getirmek.

Ardından kaygıyı ekleyip caydırma yönüne gitmek ve çözüme zorlamak.

Kuzey Kore’de çalıştı, Kim Jong-un, kendi kaybedeceğinin daha çok olacağını gördü, önüne konulan çözüme razı oldu.

Geçmişteki tüm planlarından caydı...

Şimdi sanılıyor ki aynısı Filistin’de de işe yarar; yıllardır çözülmeyen soruna solüsyon olur.

HEDEF İRAN

Ancak aynı şeyin Filistin için olacağını sananlar başta İsrail olmak üzere yanılır.

Nedeni de açık, İsrail yıllardır içinde bulunmasına karşın geçmişi anımsamıyor, önünü göremiyor; belki de bundan dolayı normatif davranamıyor.

Filistin sorununun tacir mantığıyla çözümünün geçmişte de denenip soruna çözüm üretmediğini fark edemiyor.

Atılan adımda asıl meselenin Filistin değil, İran olduğu gerçeğini perdelemeye kalkarken asıl sorunu çok daha ağır çıkmaza sokuyor.

Belki de 1948’de parçalanan Doğu Kudüs-Batı Kudüs’ü birleştirmekten vazgeçip anlaşmalı ayrılmanın bir adımı da olabilir.

Ancak bugüne kadar ne Cenevre görüşmeleri ne de eski ABD Başkanı Clinton’ın, Filistin Devlet Bakanı merhum Arafat ile İsrail Başbakanı Barak’ı buluşturması sorunu çözmeye yetti.

İslam Örgütü’nün geçen yıl İstanbul toplantısında alınan “Doğu Kudüs, Filistin’in başkentidir” kararına da ilk tepkiyi veren İran dini lideri Hamaney’in başdanışmanlarından Ali Ekber Velayeti oldu.

Aranan çözüm için, İslam âleminde de bütünlük olmadığının göstergesiydi.

Belki Suudi Arabistan’ın yeni yönetim anlayışının da katkısı ve Körfez ülkelerinden gelecek destekle İran’a Kuzey Kore muamelesi çekilebilir.

İhvan, Hizbullah ve Hamas’ın bölgedeki gücü, İran’la birlikte toptan kırılmak istenebilir.

Ancak son üç gündür yaşananlar da gösteriyor ki başka bölgelerde geçerli olan tacir diplomasisi Ortadoğu’da asırlardır işlemedi.

Filistin halkının 70 yıldır yılmadan devam eden onurlu ve haklı mücadelesi de bunun tanığıdır.

 

*********** 

Serdar TURGUT: KUDÜS’ÜN ARKA PLANI 

ABD, elçiliğini neden Kudüs’e taşıdı? Gösterilerde 60’tan fazla kişi planlı ve acımasızca neden öldürüldü? Trump çıktığı ilk yurtdışı gezisinde neden Suudi Arabistan’da global küre önünde “savaş dansı” yaptı? Bu danstan sonra Trump tarafından ortaya atılan “nihai barış” ne anlama geliyordu?

Bugün Washington’da iç ve dış siyasi kararların önemli bölümü, hangi gizli örgüt gibi çalışan vakıf tarafından kontrol ediliyor?

Trump tüm Batılı müttefiklerini karşısına alarak bölgemizde bir büyük savaş çıkarmaya neden bu kadar kararlı? Amerikan yönetiminin derinliklerinde yatan Türkiye ve Erdoğan nefreti nereden kaynaklanıyor?

KARANLIK MEKANİZMALAR

Bütün bu sorular birbirine bağlı ve ortak nedenleri var. Ancak bunu çözebilmek için Washington’un bilindik kurumlarının işleyişine bakmak yetmiyor. Asıl cevabı bulabilmek için Washington’daki farklı karanlık mekanizmalara bakmak gerekiyor.

Bunları anlayıp çözümlemek bizler açısından çok önemli; çünkü bu karanlık mekanizmalar bizleri yani Türkiye’yi direkt hedefe koyuyor. Bu böyle diye kızmak, sinirlenmek yerine sabırla olayı çözümlememiz gerekiyor.

EVANJELİKLER VE NEO-CON’LAR

Aslında şu anda Türkiye’de ve dünyada yaşanmakta olan kaosa doğru gidişatın tam nedenini anlayabilmek için doğrusu bende fazla bulunmayan dinler tarihi bilgisi de gerekiyor. Çünkü Amerikan devletinde son dönemde yaşanan dönüşümün temelinde bir dini fraksiyonun etkisi var.

Washington’da neo-con’ların yönetim içinde güçlenmeleri yıllar öncesine, ABD’nin Irak’a asker gönderme kararından önceye kadar uzanıyor.

O güne kadar Amerikan dış politikasında belirleyici öğe olarak sunulan “dışarıda demokrasiyi geliştirmek” ilkesinden vazgeçildi ve yerine güç kullanılarak ABD ve İsrail’in arzularını gerçekleştirmek yeni global politikaların esasını oluşturdu. Hıristiyan Siyonistler, Evanjelik taban ve neocon bürokratlar, yönetimlere damgalarını vurmaya başladılar.

DEVLETİ KİM YÖNETECEK?

Bunlar Ortadoğu politikalarını İsrail’in korunması ve büyümesi üzerine kurmaya başladılar. Kürdistan projesi ve Türkiye’ye yaklaşımlar da bu çerçevede ele alınmaya başlandı. (Projeyi Pentagon’daki odasında gördüğüm kişi İsrail/ABD çifte vatandaşı bir neo-con’du.)

Bu grup devletin politikalarına yeniden yön verirken, tabanda da Evanjelikler devletin ideolojisine damga vurmaya başladılar.

Trump’ın yönetime gelmesinin biraz öncesine gelirsek, esas amaçları İsrail’in çıkarlarını savunmak olan neo-con’cuların kurduğu “Foundation for Defense of Democracies” (FDD) vakfı, tabandan aldığı güç ve içinde bulunan güçlü insanlarıyla Washington’u ele geçirmeye başladı.

DERİN HÂKİMİYET SAVAŞI

FDD’nin yükselişi, aynı zamanda Amerikan derin devletinin içinde de bir savaş çıkardı. Eski geleneksel derin devletin unsurları, bu “savaşçı” ya da “şahin” tanımlı kişilerin derin devlet mekanizmalarını ele geçirmelerine direnmeye çalıştı, ama başaramadılar ve Trump’ın da Başkan seçilmesiyle FDD hâkimiyetini garantiledi.

Gina Haspel’in CIA Başkanlığı’na, Mike Pompeo’nun da Dışişleri Bakanlığı’na atanacağının açıklandığı gün Beyaz Saray’ın çok yakınındaki FDD merkezinde kutlama partisi vardı.

Aktif üyeleri arasında eski Türkiye Büyükelçisi ve Türkiye karşıtı Eric Edelman, Türkiye’ye karşı sert politikalar isteyen Frank Gaffney, Türkiye’den devşirdiği Evanjelik ajanları kullanan Trump’ın eski danışmanı Sebastian Gorka, Erdoğan’a karşı olan eski başstratejist Steve Bannon, Türkiye’ye karşı politikaları destekleyen şimdiki Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Netanyahu’nun arkadaşı milyarder Sheldon Adelson da bulunuyor.

Bunlar bir yandan Evanjelik tabanın nabzını tutarken bir yandan da neo-con görüşlerini devlete yayıyorlar.

VE ARMAGEDDON

O savaş dansının ve Kudüs kararının temelinde bu neo-con’ların, Evanjeliklerin beklediği Armageddon’u çıkarma arzularının payı büyük. Onlara göre bir yeni düzen kurulmadan önce nihai büyük savaş olacak ve iyi ile kötü karşı karşıya gelecek.

Evanjelik taban ve neocon’lar, iyi tarafın kendileri ve İsrail olduğunu düşünüyorlar. Kötü tarafın da Türkiye olduğunu yaymaya başladılar. Çünkü bu kaos planlarına Türkiye’nin engel çıkaracağını düşünüyorlar.

 

***********  

Nagehan ALÇI: LANETLİYORUM!

İSRAİL’in vahşetini maalesef tanıyoruz. Yıllardır Gazzelilere, Batı Şerialılara yaşattıklarını, Lübnan’a yağdırdığı bombaları biliyoruz. Ama yine de çok şükür ki alışmıyor, alışamıyor insan.

Dün 60’tan fazla kişinin ölümü ama en çok da 8 aylık Leyla’nın toprağa verilişi kahretti beni. Böyle bir şiddetin üzeri nasıl örtülmeye çalışılabilir? Nasıl Batı ve Rusya tarafından kınanmaz? İsrail’in zulmü, Türkiye’nin haykırışı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert çıkışı dışında nasıl anlamlı bir tepki doğurmaz?

Bu umarsızlık ve çifte standart dünyayı çok kötü bir yere sürüklüyor. Maalesef tarihin zorlu süreçlerinden birini yaşıyoruz. Bu süreçte Türkiye’nin duruşu çok anlamlı ama bir o kadar da zor...

***

DÜNYANIN EN UZUN 50 KM’Sİ

KUDÜS’te ABD büyükelçiliğinin açılış törenini izleyip de insanlıktan utanmamak mümkün mü, bilmiyorum. Ivanka Trump’ın sorumsuzluk abidesi gülümsemesi, eşi Jared Kushner’in taşan mutluluğu ve üstüne “Provoke edici protestolar ve şiddet (Protestocuların şiddetini kastediyor-N.A.) çözümün değil, sorunun bir parçasıdır” sözünün Beyaz Saray’da hazırlanan bir konuşma metninde yer aldığının anlaşılması, Netanyahu’nun yangına benzin döken “Bugün çok şanlı bir gün” çıkışı...

Tüm bunlar sürerken biraz ötede Gazze sınırında kadın, çocuk demeden insanların tepesine kurşun yağıyordu. Ölenler, yaralananlar, buna rağmen geri çekilmeyenler... New York Times aynı anda hem Kudüs’teki açılışı hem de sınırdaki saldırıyı gösteren bir video hazırlamış. Dünyanın ne kadar kötü bir yere doğru gittiğini görmek için muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

***

SAKIN O HATAYI YAPIP BÜTÜN YAHUDİLERİ AYNI KEFEYE KOYMAYIN!

DÜNYANIN geldiği nokta hepimizi radikalize etmeye çok müsait. Her yerde en uçların görünür olduğu bir süreç yaşıyoruz. Ama bu bizi genelleme kolaycılığına kaçırmasın. O zaman onların tuzağına düşeriz.

Bugün ABD’nin başına seçilen bir ilkesiz ve terörist uygulamaları olan mevcut İsrail yönetimine karşı seslerini duyurmaya çalışan binlerce Yahudi var. ABD’de medya üzerinden konuşmaya, Avrupa’da İsrail’in yaptıklarına karşı olduklarını dile getirmeye çalışıyorlar.

İsrail’in en önemli gazetesi Haaretz’de bile çok ciddi eleştirel bir ton mevcut. “İsrail çatışmaları önlemek için hiçbir şey yapmadı” başlığı dün bütün gün gazetenin internet sitesinde trending topic oldu.

Mevcut ABD ve İsrail yönetimlerinin bu gaddarlığını ve zalimliğini kim olursa olsun vicdanlı, bu gidişe “hayır” diyen insanlarla birlikte olarak aşabiliriz.

***

AÇILIŞTAKİ O 2 İSİM

DALLAS’lı Evanjelik Pastör Robert Jeffress ve “İsrail İçin Birleşik Hıristiyanlar”ı kuran John C. Hagee. Bu iki ismi bir kenara not edin. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği seremonisi, daha doğrusu provokasyonunda biri açılış, diğeri kapanış duasını yaptı. ABD için dualarla elçilik açmak rutin sanmayın. Bu bir ilk. Ama esas mesele başka...

Jeffress de, Hagee de Evanjelikler arasında İsrail’in en kuvvetli destekçilerinden. Trump için de kampanya sürecinde aktif rol almışlardı. İsrail’i, Yahudileri çok sevdikleri ya da onların yaşam hakkını her şeyin üstünde tuttukları için değil, Hz. İsa’nın dirilişinin yolunun İsrail’e yardım etmekten geçtiğine inandıkları için destekliyorlar. Birçok Evanjelik bu sebeple İsrail yanlısı.

Açılış duasını yapan Robert Jeffress konuşmasında, “Bütün Müslüman teröristler duysun, yaşasın İsrail!” diyerek açıkça provoke etmekten çekinmedi. Zaten Jeffres, 2010’da verdiği bir röportajda aynen şu ifadeleri kullanmıştı: “İslam yanlıştır ve cehennemden çıkmadır.... Musevi olmak sizi kurtarmaz...” Jeffress, Hıristiyanlık dışında tüm inançların insanları Tanrı’dan uzaklaştırmakla kalmadığı, aynı zamanda cehennemde onlar ile Tanrı arasına aşılmaz bir duvar ördüğünü de defalarca ileri sürmüş bir isim.

BUNLARIN DEAŞ’TAN NE FARKI VAR?

Bütün Müslümanları terörist gören, İslam’ı cehennemden çıkma diye tanımlayan bu sapkın bakışın DEAŞ’tan ne farkı var? Ama bu bakışın sahibini DEAŞ’ın şiddetiyle savaştıklarını iddia edenler, pazartesi günü yarım saatlik mesafede yüzlerce insanın tepesine mermiler yağarken kibir içinde, pervasızca dinlediler ve alkışladılar.

Diğer isim, John C. Hagee ise 2005’te New Orleans’ı kasırga vurduğunda ve 1000’den fazla insan yaşamını yitirdiğinde bunun Tanrı’nın günahkârları cezalandırması olduğunu söylemişti. New Orleans halkının Tanrı’nın gazabına uğradığını dile getirmişti! Müslümanlarla ilgili söyledikleri de bundan aşağı kalır değil. Bütün Müslümanların Hıristiyan ve Yahudileri öldürmek, ABD ve İsrail’i işgal etmek hayali kurduğunu ileri sürmüştü bir söyleşisinde. En çok gürültüyü ise Hitler ile ilgili ifadeleri koparmıştı: “Hitler ve holocaust Tanrı’nın Yahudileri İsrail’e döndürme planının bir parçasıdır...” Ama bu hastalıklı söyleme rağmen bugün çıkar birliği ettiler diye İsrail bu adamı da bağrına basıyor!

Tüyler ürpertici değil mi? Bu söylemlerin DEAŞ’ınkinden ne farkı var? Benim gördüğüm tek fark kamuflaj olarak kullandıkları kravat ve takındıkları güleryüz.

Trump yönetimi ABD’nin çizgisini en radikal, en marjinal isimlerinkine eşitliyor. Bu gidiş nedeniyle bütün bir Batı dünyası nüanslarını kaybediyor. Batı’nın içinde buna karşı duracak bir cesur yürek yok mu?

 

***********

Nihal Bengisu KARACA: ‘FİLİSTİN YALNIZ DEĞİLDİR’ DERKEN?

FİLİSTİN tam yarım asırdır işgal altındaydı. Ancak herhalde en zor, en yalnız günlerini pazartesi günü yaşadı. Trump dediğini yaptı ve Filistin davasını yok eden girişimi gerçekleştirdi: ABD’nin İsrail büyükelçiliğini Filistin’e ait olması gereken Doğu Kudüs’e taşıyarak Kudüs, yani Kıble Mescidi, yani Kubbettüs Sahra, yani Mescid-i Aksa üzerindeki İsrail işgalini tanımış oldu.

Bugüne kadar sürdürülen barış görüşmelerinde dünyaya yayılmış durumda olan 6 milyon Filistinlinin “geri dönüş hakkı”, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimleri durdurması lüzumu gibi maddeler “yalancıktan” da olsa ele alınır, ABD İsrail’e bu konularda “kerhen” de olsa baskı uygulardı. Trump’ın hamlesiyle ABD safını hiçbir soru işaretine yer vermeyecek şekilde netleştirdi ve şunu ilan etti: “Benim Ortadoğu’da tek bir müttefikim var. O da İsrail.” Canlı yayında öldürülen 60’tan fazla kişiye ve 2700 yaralıya bakarak şunu dediğini de varsayabiliriz: “İsrail’in düşmanı düşmanımdır.” Söz konusu irade beyanı neredeyse savaş ilanı.

O halde çok belli ki, ABD elçilikleri bundan böyle müsterih olamayacak. Trump delisinin, yani akılsız başın cezasını ayaklar çekecek. Ne yaptığını, ne halt yediğini çok iyi bilenlere özgü özgüvensizlik ve aşırı tedbir alma kaygısıyla daha büyük hatalar da yapacaklar ve hataları “terörle mücadele” diye yutturamayacaklar. Çünkü devletlerin açıkça zulmettiği yerde, devletin meşru şiddet kullanma tekeli kırılır. Onayladığım için söylemiyorum, olacak olanı söylüyorum.

Tablo bu denli vahim iken Türkiye’nin iktidar partisi ve muhalif partiler de dahil olmak üzere her kafadan çıkan “Kınayalım, miting düzenleyelim, yas ilan edelim” sözlerinin manasızlığı ortadadır diye düşünüyorum. Erdoğan’ın Londra’dan seslenişi, Batı’nın göbeğinden dile getirdiği gerçekler önemlidir, anlamlıdır ancak bazı yaptırımlarla desteklenecek ise. “Ağlama Kudüs” şarkıları için artık çok geç. Mitingle kınamayla yetinmek ise sadece vicdan serinletme.

2016’da Türkiye’nin, İsrail’in “Kudüs” adına imzacı olduğu ve daha o günden Kudüs işgalini meşrulaştırma yolunda rengini belli ettiği Mavi Marmara anlaşmasına imza koymasını şiddetle eleştirmiştim. Bundan daha da büyük olan hata, Türkiye’nin 2010 yılında İsrail’e henüz kapalı olan OECD kapılarını açmak için verdiği onaydı. Türkiye başta “one minute” yiğitliği olmak üzere Filistin davasına hep destek verdi, ama bir yandan da İsrail’in meşru bir aktör muamelesi görmesini sağlayan adımlara katkı sundu. Ne kadar tövbe edilse az.

Şimdi, “Kudüs yalnız değildir” diye tweet atıyorsak, gereğini de yapmamız gerekir. Onurlu biçimde kazanan tarafın karşısına dikilmek ve kaybeden kardeşlerimizi yalnız bırakmamak, “beraber yenilmek” de bir mirastır. Bunun için de en azından İsrail’deki büyükelçimizi çekmek, anlaşmaları iptal etmek ve 60’tan fazla kişinin öldüğü gün hâlâ Filistinlilere terörist yaftası asan sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken Ankara’daki büyükelçi Eitan Naeh’i sınır dışı etmek gibi işleri düşünmeliyiz.

 

***********

Sevilay YILMAN: NEDİR BU İSRAİL DEVLETİ’Nİ DOKUNULMAZ KILAN GÜÇ?

GÖZLERİNİ kırpmadan öldürüyorlar... Çoluk çocuk demeden... Esas acı olansa, çocuk dahil gariban Filistinlileri katlederken onlar kahkahalarla gülüyorlar... Tarihe nasıl yazılır evvelki gün Kudüs’te ABD elçiliğinin açılışındaki o fotoğraf karesi bilmiyorum ama ben özellikle ABD Başkanı’nın kızı Ivana Trump’ın o halini izledikçe yıkıldım.

Hani insan duyarsız olur, kayıtsız olur ama bir anneysen, hele ABD gibi bir ülkeyi yöneten bir başkanın kızıysan, en azından dostlar alışverişte görsün diye biraz edepli olursun. Milyarlarca insanın gözü önünde çocuklar öldürülürken ellerin havada kahkahalarla görüntü vermenin seni nereye oturtacağını, özgeçmişine ne yazdıracağını hesap edersin! Ama bu nasıl bir hırssa sadece kalp gözleri değil, beyinlerindeki düşünce hücreleri de yok olmuş!

ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını protesto ettiği için Filistinlilerin öldürülme anlarını izledikçe kahroluyorum. Ve hiçbir şey yapamamanın verdiği acziyet nedeniyle de kâh isyan ediyorum, kâh lanetler okuyorum. Lanetim elbette İsrail Devleti’ne ve onu kullanan siyonizme... İsyanım ise başta İslam âlemi olmak üzere tüm dünyaya! Nasıl bir duyarsızlık, nasıl bir insanlık bu? İsrail Devleti’nin mezalimine dur demek için daha ne bekleniyor? Nedir bu İsrail Devleti’ni dokunulmaz yapan? Biri bana anlatsın lütfen!

Not: Bu katliam için Türkiye artık ciddi bir yaptırım uygulasın lütfen. En azından biz, ülke olarak tüm bu umarsız dünyanın içinde namusumuzu kurtaracak bir şeyler yapalım. Ama bu bir şeylerden kastettiğim kola dökme, İsrail bayrağı yakma yahut miting düzenleyip “Katil İsrail!” diye bağırıp çağırma olmasın. Daha ciddi bir şeyler olsun!

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(0)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!