“Yasak Gezegen”, “Bullitt”, “Images”, “Paris’te Son Tango”, “Faster, Pussycat! Kill! Kill!”, “Babam İçin” gibi filmler ile sinema tarihinin zihnine yerleşmiş isimler. Anne Francis, Peter Yates,Pete Postlethwaite, Susannah York, Maria Schneider ve Tura Satana’dan bahsediyoruz. Bu simaların geçtiğimiz ay içinde hayata gözlerini yummaları, şüphesiz sözünü ettiğimiz eserleri yeniden anmamızı sağladı. Bu da ‘sinema bilinci’ ya da ‘sinema duygusu’ dediğimiz şeyin bir açılımını sunuyor adeta. Resimler size de tanıdık gelmiyor mu?

Aslında yaşları birbirine yakın, biri 1929, biri 1930, biri 1938, ikisi 1939, biri ise 1946 doğumlu. Hollywood’un daha çok yan rollerde boy göstermiş ya da tek film ile anılıp unutulmuş altı simasından bahsediyoruz. Bunlardan beşinin oyuncu olmasına karşın hiçbirinin çoğunluğunun genç nesillerce duyulmaması ise şaşırtıcı değil.

Belki sadece “Bullitt” (1968) ile Hollywood’a aksiyonu sokan emektar İngiliz yönetmen Peter Yates olabilir. Hollywood’da yönetmenlik becerisini sergileme olanağını bulduğu bu minvaldeki projelerde işlevini sürdüren Yates’in, özellikle türsel değişim açısından kilit bir konumu var. Altın Küre ve Oscar adaylıklarına erişmesi de şaşırtıcı değil.

Genç nesillerin tanıdığı bir tek Pete Postlethwaite var

Onun dışındaki isimlerden Susannah York’un zamanında Cannes Film Festivali’nden ödül alması, bir ‘tanınırlık’ sağlamış olabilir. Diğer oyuncuların ise sadece önemsiz adaylıkları bulunuyor. Genelde ise ‘yan rollerin akılda kalıcı oyuncusu’ tanımını anmamıza yol açıyor isimler.

Bu sebeple de Pete Postlethwaite gibi sinemaya biraz da geç girip yükselen bir oyuncudan farklılar. “Son Mohikanlar” (“The Last of the Mohicans”, 1992), “Olağan Şüpheliler” (“The Usual Suspects”, 1995), “Romeo+Juliet” (1996), “Babam İçin” (“In the Name of the Father”, 1993), “Arka Bahçe” (“The Constant Gardener”, 2006) ve en son da “Hırsızlar Şehri” (“The Town”, 2010) ile “Başlangıç” (“Inception”, 2010) sayesinde yan rollerin aranan ismi oldu kendisi. İngilizdi ancak Amerikalı karakterlerde iyi kalpli ama direnişçi portreleriyle dikkat çekti.

Tek film ile akılda kalan iki ‘tehlikeli’ kadın

Aslında onun kadar duyulmuş bir başka ismin de Maria Schneider olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen onu “Paris’te Son Tango”da (“Ultimo Tango i Parigi”, 1972) Marlon Brando’nun seks partneri olmasını bir kenara bırakırsak hatırlamanız mümkün değil. Sonrasında “Yolcu”da (“Profesione: Reporter”, 1975) da rol alan oyuncunun, Antonioni’den Jacques Rivette’e uzanan bir usta skalasıyla çalıştığını belirtelim. “Paris’te Son Tango” sonrasında ‘Bertolucci ve Brando benden yararlandı’ diyebilecek kadar da tartışmalı bir isim. Ancak son 40 senede de başka akılda kalıcı bir hareketi yok.

Aynen onun gibi Tura Satana da aslında ‘tek atımlık’ oyunculuğuyla kült bir figür haline geldi. Japon bir dansçı olarak kariyerine başlayan bu isim, Tarantino’nun “Kill Bill”de (2003-2004) de etkilendiğini söylediği “Faster, Pussycat! Kill! Kill!”in (1965) başrolündeki fetiş tipleme ta kendisiydi. O Vanya adlı, büyük göğüslü ve vamp karakter sonrasında birçok alanda etki yarattı. Oyuncuyu ise bir şekilde TV şovlarına hapsetti. Russ Meyer’in cinsel istismar filmlerinin atası olmasına ve böylesi oyuncular aramasına karşın sonradan duyulması ise belli ki bu vefatı daha önemli kılıyor.

Gerçek bir oyuncu kimliği

Ama bu ölümler arasında muhtemelen en çok üzüldüğümüz Susannah York. Tiyatro arka planlı oyuncu Cannes’da Altın Palmiye’ye ulaşmasının yanında, Altın Küre ve Oscar Ödülleri’ne de aday oldu. Genelde kostümlü dramalarda yani İngiliz miras filmlerinde rol alan oyuncunun Robert Altman, Robert Aldrich, Lindsay Anderson, Sydney Pollack gibi yönetmenlerle çalıştığını ve Sean Connery, Warren Beatty, Dirk Bogarde, Albert Finney gibi oyuncularla birlikte başrol performansları verdiğini belirtelim.

Gerçek bir karakter oyuncusu olan York, özellikle “Hayal ve Görüntü”deki (“Images”, 1972) neredeyse filmin tamamını ele geçiren, tiyatro sahnesindeki tek başlılığı aratmayan, çok boyutlu performansı ve kendi çevresine kurduğu halüsinatif evrenle dikkat çekmişti.

Arkada kalsalar da unutulmaları kolay değil

Bunlardan bir başka kültleşen isim ise Anne Francis. Spencer Tracy, Glenn Ford, Vivien Leigh gibi oyuncularla çalışan Francis, daha çok “Yasak Gezegen” (“Forbidden Planet”, 1956) ile şansı açılan bir isim. O açılma da aslında TV dizileri ve B filmleri piyasasında oldu. Ancak halen Leslie Nielsen ile beraber rol aldığı 1956 tarihli o kilit uzay operası bilimkurgusu için ‘İkonlaşan Robby the Robot’un sevdiği kadın kimdi?’ sorusu sorulduğunda akla geliyor.

Lafın özü gerçek anlamda kendilerini kültleştiren oyuncuların ve yan rollerin kahramanlarının yitip gittiği bir ayı geride bıraktık. Ancak onların simalarını her zaman hatırlayacağız elbette. Zihnimizden çıkarmak mümkün mü?

keremakca@haberturk.com

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(0)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!