Amerikan bağımsız sinemasının son 10 yılında en büyük etki bırakan yönetmenlerden olan Richard Kelly, yine o çok sevdiği yapbozlu eserlerden biriyle karşımızda. Yönetmen, bu sefer “Ölüm Takibi” (“Blade Runner”)  ile sinemaya giren tech-noir (scifi-noir) alt türünün yenilikçi bir ürünüyle çıkıyor  izleyicisinin huzurlarına. Bilimkurgu ve kara filmin son yıllarda alışık olduğumuz  formüllerinden hiçbirine benzemeyen bu eser, kendi alanında zirve yaparak sinemada  yeni bir şeyin öncüsü oluyor.

İlk çıkışını “Donnie Darko” (2001) ile yapan Richard Kelly, herhalde 2000’lerde yükselen ve evrim geçiren postmodern sinemanın en önemli isimlerinden biridir. 2001’de o film ile sinema dünyasının taraflı tarafsız her kesiminde yankı uyandıran yönetmenin inşa ettiği eser öylesine melez (birçok formülü iç içe geçiren) idi ki, yapıtın içinde adeta Amerikan bağımsız sinemasının bir toplamını görme şansına erişiyorduk.

Kendi “Alphaville”ini çektikten sonra...

“Donnie Darko”, gençlik filmi, banliyö yaşamıyla ilgili absürd komedi, alternatif çizgi roman estetiği benimseyen film modeli, zaman yolculuğu filmi, kara filmin alt türü psycho-noir, politik-dram ve daha nicesini bulunduruyordu içinde. Adeta çok seçmeli bir füzyondu (melezin daha belirgin ve geniş anlamlısı). Filmin sinema tarihindeki etkisi de beklendiği gibi derin oldu.

Kelly’nin onun ardından çektiği “Kıyamet Öyküleri” (“Southland Tales”, 2006) ise kanımca ileride kült mertebesine erişmekte zorlanmayacak ‘bozucu bir film’ idi. Yönetmenin sinema sanatındaki bildik uygulamaları bozmaktan zevk aldığını her anında hissettirdiği bu kıyamet sonrası bilimkurgu filmi, politik damarıyla da dikkat çekiyordu.

Adeta bir politik taşlama ya da Bush parodisi olarak algılanabilirdi o eser. Zaten yönetmenin “Kutu” dahil her filminde, ele alınan dönemle ilgili ‘muhalif bir politik söylem’ olduğunu da not düşelim.

“Kıyamet Öyküleri”nin özellikle rahatsız edici anlar içermesi ise Godard’ın kariyerindeki “Alphaville” (1965) gibi ‘uç’ ve ‘keyifli’ bir örnek soktu yönetmenin filmografisine. Ancak Kelly, sinema tarihindeki eksikleri kapatma aşkını unutmamıştı. “Kıyamet Öyküleri”, kanımca başarılı bir film idi, yapmak istediğini iyi becerip izleyiciyi itmeyi de becerdi.

Boşlukları dolduruyor

Ancak “Donnie Darko” gibi sinema tarihinin bir dönemini iyi etüd edip ‘boşlukları dolduran bir film modeli’ üretmedi orada yönetmen. Fakat belli ki “Kutu” (“The Box”) o işlevi üstlenen ikinci Richard Kelly filmi olacak.

Öyle ki “Donnie Darko” gibi yönetmenin üçüncü filmi “Kutu” da birçok film modelini içinde canlandıran ya da canlandırıyormuş gibi yapan bir eser. Ancak esas amacı, kanımca 1982’de sinemaya “Ölüm Takibi” (“Blade Runner”) ile giren tech-noirın, yani bilimkurgu-kara film kırması yapıya 70’lerde ihtiyacı olan yeniliği 2009’da getirmek. Böylece o dönemin arasında kalan bir boşluğu doldurmak aslında...

Sinemada yer etmiş dört kara film modelinden besleniyor

Bunun için de David Lynch’in “Mulholland Çıkmazı” (“Mulholland Dr.”, 2001) ile ‘bellek merkezli ve çift hikayeli noir’a dönüşen, David Fincher’ın “Dövüş Kulübü” (“Fight Club”, 1999) ile ‘psycho-noir’ adlı bir alt tür doğuran, Coenler’in “Kansız”ı (“Blood Simple.”, 1984) ile ise neo-noirlığa (renkli dönem kara filmin tür adı) erişen kara filmin son 30 yılındaki bu üç önemli formülü alıyor arkasına.

Bunlarla da kalmayıp aslında 70’lerin o Soğuk Savaş ve Post-Vietnam dönemi sonrası oluşan psikolojisini o periyoddaki filmlerde olduğu gibi canlandıran bir de politik-gerilim atmosferi benimsiyor.

Tech-noir’da atılım zamanı!

Aslında bunu daha önce yine kara filme hakim yönetmenlerden David Fincher’ın “Zodiac”ında (2007) görmüştük. Ancak Kelly’nin beslendiği sözünü ettiğimiz kara film motifleri ile bilimkurgu öğelerini iç içe geçirirken, bellek dünyası odaklı öznel görüntüler ve sürrealist öğelerle daha farklı bir şeyin peşine düştüğünü söyleyebiliriz. 70’lerin tech-noirını 2009’da “Kutu” adlı bir filmde bulabileceğini kim tahmin edebilirdi ki zaten!

Elbette, o dönemin baskın outer space (uzay boşluğu) filmi, distopik bilimkurgu, uzay operası filmi ve zaman yolculuğu filmi gibi alt türlerdeki bilimkurgu örneklerini biliyoruz. Hatta 70’lerin türün atardamarı olduğu da kabul edilen bir gerçek.

Kelly de belli ki bu durumu iyi etüd etmiş. 1964’de “Yeryüzünde Kalan Son Adam” (“Last Man on Earth”) adlı eserle sinemaya vampir filminde evrim yaratan bir başyapıtla giren Richard Matheson’ın kısa bir hikayesinden yola çıkarken de bu durumu göz önünde bulundurmuş olmalı.

Öyle ki iki kez kısa filme dönüştürülen bu hikaye, Matheson’ın eserlerinde gördüğümüz iki türü iç içe geçirme geleneğinin bir ürününü sunuyor. Merkezde mitolojik bir obje var. Bu da bir kutu ve içindeki düğmeli bir başka kutu...

Kelly, belli ki “Mulholland Çıkmazı”ndaki anlamı bir türlü çözülemeyen mavi kutudan ve hatta Bunuel’in “Belle de Jour”undaki (1967) gizemli makyaj kutusundan etkilenmiş, bu motifi yerleştirirken.

Yönetmenin Lynch aşkı bir kez daha kanıtlanıyor

Ancak burada hikayesini “Kayıp Otoban”da (“Lost Highway”, 1997) gördüğümüz gibi, banliyöde yaşayan ailenin evinin önüne bırakılan kutu ile açıyor. Bunun sonucunda da oradaki ‘röntgencilik’ mantığının ve ‘mahremiyet’ temasının izinde bir hikaye akışı izleniyor aslında, Lynch’in film modelinin derinlerine inilmeden. “Kayıp Otoban”da kutunun içinden kaset çıkarken içinden kaset çıkarken, burada ‘basmalı bir mekanizma’ çıkıyor.

Ama tabii klasik kara film örneği “Kiss Me Deadly”nin (1955) bomba barındıran gizemli kutusunun da metaforik karşılığına benziyor bu obje. Hepsinin toplamından özgün bir şey çıkardığı ise kaçınılmaz bir gerçek o motifin.

‘70’ler filmi’ olduğunu her daim hissettiriyor

Kelly de zaten belli formüllerinden izinde gidermiş gibi yapıp, tech-noir alanında daha önce görmediğimiz bir yere ulaşmak için yola çıkmış. Girişimizi ‘mutlu ama mutsuz çekirdek banliyö ailesi’ ile yapmamızı sağlayan faktör ise 70’lerin film grameriyle, uzun planlarla ve bol ışık yalıtımıyla bu dönemi iyi kavrayan yönetmenlik stili. Aslında maddiyat, özel hayat ve güç anlamında hiçbir şey iyi gitmiyor aile bireylerinin hayatında. Sözünü ettiğimiz kişilerin geçmişten kalan ciddi sorunları da tuzu biberi oluyor bu durumun.

Buradan da kutunun ve sol yanağı yanmış o gizemli adamın girişiyle aslında garip yerlere varılıyor. Öyle ki fötr şapkalı bu adam, Sherlock Holmes’u veya “Being There”deki (1979) Peter Sellers’ın karakterini getiriyor akıllara. Yani Philip Marlowe’un postmodernize ya da parodize edilmiş halini... Bu sebeple de tipik bir kara film kötüsü aslında.

Onun ‘Kutunun içindeki kırmızı düğmeye basarsanız 1 milyon dolar alırsınız, ama tanımadığınız biri ölür’ söylemiyle birlikte ise aslında farklı bir bilimkurgunun içinde olduğumuzu anlıyoruz.

Neo-noir sokaklarında artistik patinaj

Bu durum karşısında bir taraftan ister istemez; 1970’lerdeki “Bana Onun Kellesini Getirin” (“Bring me The Head of Alfredo Garcia”, 1974) sonrası 1984’te “Kansız” ile kendisini yenileyen ve sıradan insanların para tutkusuyla ne hale gelebildikleri gerçeğini inceleyen ‘kara komedi iskeleti’ni azımsıyoruz. Yani bir anlamda Kelly, oklarını insanoğlunun açgözlülüğüne çevirmiş olabileceğini, bu parayla birlikte gelecek psikoloji, vicdan gibi meselelerin her şeyi yerle bir edebileceğini kanıtlamak istiyor.

Ancak bu, sadece bir yol aslında onun yapmak istediğini yerine getirmek için. Evet temalar, yerli yerine oturuyor. Fakat izlenen yol daha farklı ve engebeli. Zira burada tech-noirın ya da bilimkurgunun kuralları o mitolojideki Hermes kılıklı fötr şapkalı karakterin devreye girmesi, ‘ya şunu yaparsın, ya da bunu yaparsın, başka çözümün yok’ mantığı ışığında ilerliyor. Bu da aslında hayatın tesadüfler ışığında kurulduğunu ve kaderin de böylece yazıldığını anlatan bir durum.

Bu da aslında “The Matrix”in (1999) o ‘kırmızı hapı alırsan, şu olur; mavi hapı alırsan bu olur’ mantığıyla ilerleyen dünyasından esinlenilerek yerleştirilmiş mitolojik bir motif. İster istemez bir ‘sanal gerçeklik filmi’nin dehlizlerinde ‘bilgisayar oyunu mantığı’ ile haşır neşir olmamızı sağlıyor.

Uzaylılar, “Ceset Yiyicilerin İstilası”ndan kopup gelmiş gibiler

Zaten bu beklenmedik müdahaleye karşın uzun süre bu kişinin çete bireyi olup olmadığını anlamasak da ilerleyen bölümlerde Kelly’nin özgün vizyonu çıkıyor ortaya. Örneğin bu kara film dünyasının üzerine bir otelde havuzun başında hipnotize olmuş karakterler ekleniyor. Onların ‘sürrealist öğe’ olup olmadıkları konusu da bir zihin jimnastiğine yol açıyor. Ancak bu imgenin veya mantığın, “Ceset Yiyicilerin İstilası”nda (“The Invasion of Body Snatchers”, 1956) gördüğümüz insanların içine girip onların hareketlerini benimseyen uzaylılar oldukları gerçeğiyle yüzleşiyoruz kısa sürede.

Langella’nın nereden geldiğini söylememesi ise kara filmden alıştığımız kimlik arayışını bize yaşatsa da aslında bilimkurguda uzaylılardan bıkıldığı bir dönemde böylesi bir mantığın benimsenmesini sağlıyor. Yani Kelly, psycho-noir, tech-noir, Lynch noirı, kara komedi, neo-noir gibi alanlarda icraat gösterecek gibi yaparken aslında kendi yolunu çiziyor sonlara vardığımızda. Bu sebeple de “Kutu”yu post-tech-noir olarak algılamak mümkün.

Öyle ki filmi “Dövüş Kulübü”ndeki gibi Cameron Diaz’ın ‘halüsinatif dünyası’ olarak okumak, Coenlerin açgözlü Amerikan ailesi metinleriyle incelemek, Lynch’in ‘çift parçalı hikaye yapısı’ ile analiz etmek mümkün. Ancak bunlar sadece ‘yol’lar, sonuç değiller.

Bu amacı doğrultusunda ilerlerken de sürekli soğukkanlı ve sağduyulu takılırken; sürrealist öğeleri de dengeli bir dünya ile karşımıza çıkarması, takdir edilesi bir gerilim tonu katıyor esere. Tabii kütüphanedeki o yine ‘seçim’ odaklı mitolojik sahne de bir hayli etkileyici. Aslında buradaki amaç sistemin ve ötekilerin sömürdüğü insanlığın aldığı halle ilgili daha çok. Bu konuda da insanoğlunun duygusal yapısıyla dalga geçmeyi ve bunun onları ölüme götüren bir dünya portresine yol açtığından bizi haberdar etmeyi de ihmal etmiyor Kelly.

Bilimkurgunun felsefik yapısını tersine çeviriyor

Lafın özü bir kutudan distopik ve karamsar bir dünya ile farklı bir hayat çıkarmış yönetmen burada. Elbette Matheson’un unutulmaz ve çarpıcı vizyonunun da bu durumun üzerindeki katkısı büyük. Öyle ki burada uzaylıların hedefinde insanlar var. Denek de bizleriz. Normal ya da alışık olduğumuz koşullarda; ‘insan insana karşı’ veya ‘insan uzaylıyı inceliyor’ durumu öne çıkardı halbuki.

“Kutu”da ise Kelly, böyle bir değişim yaparak bilimkurgunun felsefik alanında da çığır açıyor. Karanlık bir filmle çıkagelmesi ve Amerikan halkının yaşamıyla ilgili çok çarpıcı şeyler söylemesi de önemli elbette. Bir kutu ile dağılabilecek hayatların kara filmsel görüntüsünü salgılıyor burada yönetmen. Tesadüflerin yapabileceği ‘sanal etki’ye dikkat çekmiş ve çoktan seçmeli hayatların yolunu izlemiş oluyor böylece. Bilimkurgunun da artık karizmatik, karakter odaklı ve gerçeklerle örülü dünyasına mitolojik öğelerle yeni bir model kazandırıyor.

Bunu yaparken de o çok sevdiği ‘bozup yeniden inşa etme’ geleneğinin izini sürüyor elbette. Kuşkusuz “Donnie Darko”nun son 10 yılda yarattığı etki sonrası Kelly yine koltuğuna oturup “Kutu”nun yarattıklarını izleyecektir. Ancak bu sefer alternatif çizgi roman karakterleri veya gençlik filmleri değil de; bilimkurgu/korku ya da tech-noir alanında varlık gösteren filmlerle haşır neşir olacak kuşkusuz.

Sinemanın ne olduğunu bilen ve fikirlerini dilediği zaman keyfine, dilediği zaman ise sinema tarihinin yararına sergileyebilen birkaç genç isimden biri şu sıralar kendisi. Amerikan bağımsız sinemasında bu işlevi gören Darren Aronofsky ve Rodrigo Garcia gibi isimlerle beraber anılmayı hak ediyor şüphesiz. Bir Richard Kelly filmi deyince ne ile karşılaşacağımız da birkaç film sonra kesinleşecek orası kesin!

Künye:

Kutu (The Box)
Yönetmen: Richard Kelly
Oyuncular: Cameron Diaz, James Marsden, Frank Langella
Süre: 115 dk.
Yapım Yılı: 2009

keremakca@haberturk.com

KEREM AKÇA'NIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN
 

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(1)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!