X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

‘Yeşilçam o günün gerçek dünyasını anlatıyordu’

16 Nisan 2017 Pazar, 12:53:18
Kültür-Sanat + Sonra Oku
16 Nisan 2017 Pazar, 12:53:18

Safa Önal ile hem edebiyat serüvenini hem de Yeşilçam’ın büyülü dünyasını konuştuk...

O olmasaydı Yeşilçam diye bir şey olmazdı. Hayır, bu hiç abartılı bir cümle değil. 420 filmin senaryosunu yazdı, 40’ a yakınını yönetti... Zeki Müren, Türkân Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik, Tarık Akan, Kadir İnanır, Halit Akçatepe... Gazete Habertürk'ten Kübra Par imzalı röportaja göre; Türk sineması deyince aklınıza gelen kim varsa hepsi onun filmlerinde hayat buldu. Biz onu daha çok sinemacı kimliğiyle tanıyoruz ama aslında o entelektüel hayata edebiyatla başlamış, 1945’ten itibaren dergi ve gazetelerde pek çok öykü kaleme almıştı. O öyküler 1960 yılında Dünyanın En Güzel Gemisi adlı bir kitapta toplanmıştı. Bir daha hiç baskısı yapılmayan o kitap şimdi yeniden okurla buluşuyor. Bu vesileyle buluştuğumuz Safa Önal ile hem edebiyat serüvenini hem de Yeşilçam’ın büyülü dünyasını konuştuk...

■ Safa Bey biz sizi daha çok senarist ve yönetmen olarak tanıyoruz ama öncesinde edebiyat geçmişiniz var. İlk öykü kitabınız Dünyanın En Güzel Gemisi yeniden basıldı. Ne hissettiniz? Oradaki öyküler 1960’ta yayınlanmıştı. 57 sene sonra bir tek sözcüğünü değiştirmeden, 19 tane hikâyeyi yeniden baskıya aldılar. 1960 yılında 30 yaşında bir adamsınız, şimdi 86 yaşındasınız. Aradaki geçen zamanda bir sürü fikriniz değişmiş, felsefeniz sizi başka yerlere götürmüş...

■ Kitabın önsözünü Peyami Safa yazmış. Nasıl bir ilişkiniz vardı?

Peyami Bey’in çıkardığı aylık ‘Türk Düşüncesi’ dergisinin yazı müdürüydüm. Sonra kadeh arkadaşı oldum, evinin değişmez konuklarından oldum. Karısı Nebahat Hanım ağır felç geçirmişti, hareket imkânı yoktu. Öyle bir zamandı ve ben o sırada en çok satan kadın dergisi ‘Yelpaze’nin yazı müdürüydüm. Orada da öyküler yayınlıyordum.

■ İlk yazılarınız daha önce ama değil mi?

Tabii. Eylül 1945... Sizlerin hayal bile olmadığınız bir dönemden kalmayım ben! Nişantaşı Ortaokulu’nda biz, Çamlıca’nın üç gülü gibi, beş gül idik: Ayhan Işık, Semih Balcıoğlu, Hasan Pulur, karikatürist Fehmi ve ben... İlk öyküm, ‘Bilmece’ diye bir çocuk dergisinde yayınlandı. 13-14 yaşındaydım. 17 yaşında Milliyet Gazetesi’nde haftada 3 gün, 3 sütun öykü yazıyordum, 7 sütun da fotoromanım yayınlanıyordu.

‘ATTİLÂ İLHAN’LA BACANAKTIK’
 
■ O dönem Peyami Safa dışında başka kimler vardı? Attilâ İlhan’la akrabalığınız da var, değil mi? Attilâ İlhan’la bacanaktık. O Biket’le evliydi, ben Nükhet’le. O da ayrıldı, ben de ayrıldım. Attilâ ile aramızda bir fark var; o öldü, ben yaşıyorum! İyi arkadaşımdı. Sadri Alışık etim tırnağımdı. 11 yıl hiç ayrılmadan sadece setlerde çalışma düzenimizin dışındaki bütün zamanları beraber geçiren bir takımdık.
 
■ Edip Cansever’ler, Cemal Süreya’lar, İlhan Berk’ler... Onların hepsi dostumdu. Yaşar Kemal, Kemal Tahir... Yamandılar. Hepsinin kitapları bana ithaf edilmiş olarak içeride. İmzaladılar ve gittiler...
 
■ Aranızda kıskançlık, rekabet var mıydı?
 
Dünyaya öyle bakmıyorduk. Herkes yazmak, yaratmak, üretmek için bütün gücüyle bastırıyordu. Arada bir basında tartışmalar, atışmalar oluyordu belki ama o iş çok uzun sürmezdi. Bir daha öyle bir dünyanın kurulmasına imkân ve ihtimal yok.
 
■ Neden?
 
Medeniyet bu işi bitiriyor. Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Necla Nazır’la, Sultanahmet’in aşağısındaki Küçükayasofya’da ‘Umut Dünyası’ çektim. 2 sene önce benimle o filmi çektiğim yerde, bir röportaj yapmak istediler. Kalktık gittik. Biz filmi çekerken orası bir mahalleydi; bakkalı, kasabı, manavı, fırını, kahvesi bir aradaydı. Yeniden gittiğimizde hiçbiri kalmamıştı. Onların yerine ruhaniyetsiz, yaşamasız, ufak butik oteller yapılmıştı. O eski dünya yoktu. Şimdiki zaman böyle bir sıkıntılı zamandır...
 
‘SİNEMA, DÖNEMİNİN TANIĞIDIR’
 
Yeşilçam için “Hayat, o filmlerdeki gibi değildi” dediği için Murat Menteş’e kızgın olduğunuzu duydum...
 
Evet, ona ağır bir cevabım var. Bizi, hiç yaşanmamış bir dünyayı yazmakla, çekmekle, oynamakla ve seyrettirmekle suçluyor. Olacak şey değildir. bir hayalin içinden geçmedik, olanları yazdık. Olması gerekenlerle belki biraz süsledik, hayalimizi koyduk ama o bütün filmleri, 6000 küsur filmi, “Böyle bir dünya kurulmadı, böyle bir hayat yaşanmadı, bunların hepsi uydurmadır” şeklinde suçlamak kimsenin haddine düşmemiştir. Bu bir terbiye eksikliğidir. Onun yazdığı bir roman var. Acaba onu ne yapmak lazım?
 
■ “Yeşilçam gerçekti” diyorsunuz.
 
Evet, sinema döneminin tanığıdır. Kendimize ne yaptıysak sinemada onu görüyoruz."
 
‘HER YENİ BULUŞ, İNSANI MUTSUZ ETMEK İÇİN YENİ BİR SEBEPTİR’
 
■ Neden ‘Medeniyet bu işi bitiriyor’ diyorsunuz?
 
Medeniyet onun içine girmekte de o yüzden. Mesela, masamın üstüne koyduğum cep telefonum için öğrencilerimden bir tanesi, “Kaldırın hocam, ortalarda durmasın. Eski model bu, size yakışmıyor” dedi. Her yeni buluş insanı mutsuz etmek için yeni bir sebeptir. Bir tüketim toplumunun reklamlardan geçilmeyen dünyasının; devamlı aşırı çalışmak, kazanmak, yenilemek telaşına düşen, hiçbir huzur duymadan yaşayan birtakım robotik mahlukları haline geliyorsunuz. Devamlı model değiştirmenin insanlara yüklediği bir yük var.
 
■ Peki Türkiye’deki insanlar eskiden daha mı mutluydu?
 
Tabii, çok daha... İyi ki ben erken geldim. Zaten kapıya bir karış kalmış. Bütün arkadaşlarım gitmiş. Memdun Ün, Halit Refiğ, Metin Erksan, Sırrı Gültekin, Orhan Aksoy, Tarık Akan, Erol Büyükburç... Kimse kalmadı. O dönem hep sürecek; o gençlik, o çalışma, o heves, o dostluk sürecek sanıyorsunuz. Halbuki birer birer çekip koparılıyor ve sonsuz bir yalnızlığa düşüyorsunuz. Yeni dostlar kazanmasam, senaryo atölyesi kurmasam, gençlikle beraber olmasam, hayat dayanılır olmaktan çıkar.
 
‘2 KİŞİYE İSMİYLE HİTAP EDEMEDİM, ZEKİ MÜREN VE TÜRKAN ŞORAY’
 
■ Zeki Müren’le ilişkiniz nasıldı?
 
Olağanüstüydü Zeki Bey... Onun için 6 film yazmış, 2 defa yönetmişim. Sinemada 2 kişiye ismiyle hitap edemedim. Fatma, Fatma’dır, Filiz, Filiz’dir, Hülya, Hülya’dır. Öbürü Sadri’dir, Kadir’dir. Bir Zeki Bey’e “Zeki” diyemedim. Bir de Türkan Hanım’a “Türkan” diyemedim, ki 9 film çekmişim, 40’tan fazla yazmışım. Nedense onlar bende o etkiyi bırakmışlardı.
 
■ Filiz Akın, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit... Aralarında bir sıralama istesem?
 
Hayır, öyle bir sıralama yapılmaz! Onların dördü de dört büyüktüler. Hepsiyle çalıştım. Hepsi yamandı.
 
■ Peki ya jönler?
 
Tarık’la 2 film çektim. Biri ‘Umut Dünyası’, diğeri ‘Aşk Dediğin Laf Değildir’. Böyle ekonomik, böyle çaktırmadan, haince, zeki, yetenekli, çok bilen bir oyuncuydu. Bir de Sadri öyleydi. Tabii Kadir de. Kadir’in bir Tatar Ramazan tipi vardır. ‘Bodrum Hâkimi’ndeki Kadir’e bakalım. ‘Dönüş’teki Kadir’e bakalım. Sonu gelmez. Aktördüler ve aktristiler. O rolün oynanmasının dışında da o rolün içindeydiler. O adam veya o kadın kimse öyleydiler.
 
■ Türkan Şoray’la görüşüyor musunuz?
 
Tabii, asıl şimdi görüşüyoruz. ‘Azap’ı çekti, ben yazdım. ‘Dönüş’ü çekti, ben yazdım. ‘Bodrum Hâkimi’ni çekti, ben yazdım. Benim dışımda da tek filmi vardır: ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’. Gerisi Safa’dır.
 
■ Yeni kuşak sinemacılardan takdir ettikleriniz var mı?
 
Sinema kendini bulacak. Bizim iyi kötü, Yeşilçam diye bir adımız vardı. O Yeşilçam’da verdiğimiz emek bugünün seyircisini yarattı. Şimdi 7-8 milyon iş yapan filmler var. ‘Recep İvedik’i falan beğendiğiniz kadar beğeniyorsunuz ya da beğenmiyorsunuz. Onu ben bilemiyorum. Ama bizim zamanımızda bir filmi 15-20 milyon kişi seyrediyordu. Şimdi sinema salonları kapanmakta ve AVM olmakta. Ama bu arada son derece iyi filmler de var. Mesela bir ‘Kelebeğin Rüyası’ çok zor çekilir. Dün akşam ‘Sözün Bittiği Yer’i dördüncü kez seyrettim ve gecenin 11 buçuğunda İsmail Güneş’i arayıp yeniden kutladım. Abdullah Oğuz’un ‘Mutluluk’u var, bir daha çekilemez. Reha’nın ‘Korkuyorum Anne’si var, Ahmet Uluçay’ın Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ı var. Ben Adana’da, Antalya’da ve Ankara Sinema Günleri’nde devamlı jüri üyesi olduğum için ister istemez bu filmleri seyretmek gibi şanslarım oluyordu. Oradan bilmekteyim.
 
■ Nuri Bilge Ceylan’ı, Zeki Demirkubuz’u nasıl buluyorsunuz?
 
Zeki Bey ile selamım sabahım yerindedir ama filmlerinde henüz beklediğimi bulamamaktayım.. Nuri Bey yamandır. O, bu işleri bilerek yapıyor. Filmlerinin Türkiye’de iş yaptığını söylemek komik olur. Seyircisi azdır. Ama bir ülkeye sıkışıp kalmak yerine daha geniş bir alanda çalışmanın daha çok mutluluk getireceğine inanıyor. Dediği de çıkıyor. Yani Cannes Festivali’nde yönetmen ödülü almak şaka değildir. Sinemacı olarak Nuri Bey’den bahsederken ayağa kalkacaksın. Son derece değerli bir kişiliktir.
 
‘ABİDİK GUBİDİK SÖZÜNÜ BEN BULDUM’
 
■ Safa Bey sizin 400’e yakın senaryonuz var, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiniz...
 
Filme alınmış olanlar 420’yi buldu. Yoksa 1000 tane yazın, bir şey fark etmiyor.
 
■ Yazdığınıza pişman olduğunuz bir senaryonuz var mı?
 
Hayır, hiç yoktur. Geçenlerde Sayın Başbakan, “Abidik gubidik” sözünü yeniden gündeme getirdi. “Siyasi olarak birtakım abidik gubidik başbakanlar geldi” dedi. Peki, bu ‘Abidik Gubidik’ filmini Öztürk Serengil’e kim yazmıştır? Safa yazmıştır. Film öylesine büyük iş yapmıştır ki Öztürk Serengil, Osmanbey’de Abidik Gubidik diye gece kulübü açmıştır. Bunları kimse bilmiyor. Yani, yaman bir kopukluk, bir boşluk...
 
■ ‘Abidik Gubidik’ ismine nasıl karar vermiştiniz? Öncesinde yoktu böyle bir kelime, değil mi?
 
Hayır, ilk öyle başlamıştır. Nereden buldum bilmiyorum ama buldum. Senaryosunu 1 gecede yazdım. İki tanığı var, ikisi de yaşıyor Bir o, bir de Günşiray’a ‘Hop Dedik’ yazdım. O da 1 gecededir. 2 tane 1’er geceliğim var.
 
‘HALK PLAJI DİYE FİLM YAPTIM, HALK, SOSYALİST; PLAJ, MÜSTEHCEN BULUNDU!'
 
“Negatifin bitmesi, dijitalin gelmesi, cep telefonuyla film çekilir hale gelmesi bu işi çok ucuzlattı. Biz bu işin en ağır çilesini çektik. Bir de başımızda sansür belası vardı. ‘Halk Plajı’ diye film yaptım. Tarık Akan ile Harika Değirmenci oynamıştı. Sansürde ‘Halk Plajı’ adı geri çevrildi. Halk, sosyalist; plaj, müstehcen bulundu! Adını ‘Aşk Dediğin Laf Değildir’e çevirdik.
 
‘ARTIK BÜYÜK ROMAN YAZILMIYOR ÇÜNKÜ TÜRKÇE'Yİ UNUTTUNUZ’
 
■ Ya edebiyatçılar?
 
Tabii Selim’i (Selim İleri) çok tutmaktayım. Vüs’at O. Bener rahmetli oldu. Öykücü olarak en önde Sait Faik’ten bahsetmek gerekir. Oktay Akbal da dostumdu. Onlar yaman öykücülerdi. Yazdılar, bıraktılar ve gittiler. İyi ki yazdılar. İyi ki bize onları bıraktılar. Bir Naim Tirali öyledir. Naim’in mesela bir ‘Yirmibeş Kuruşa Amerika’ hikâyesi vardır. Bir de ‘Cikli Cıklı Hikâye’si vardır, tadından yenmez. Ama bugün bunları okuyanlar yoktur.
 
■ Orhan Pamuk’u nasıl buluyorsunuz?
 
Orhan Pamuk’un iyi bir okuyucusu değilim. ‘Kara Kitap’ adlı romanında ‘Vesikalı Yarim’den esinlenmiştir. Bu çok yazıldı çizildi. Adamın gıkı da çıkmadı. Çünkü öyledir, saklamaz da. Gizli dizi Açık seçik kabul etmiştir. Orhan Pamuk, benim romancım değildir. ‘Akşam Güneşi’, ‘Çalıkuşu’, ‘Sodom ve Gomore’, ‘Üç İstanbul’ gibi beklediğimiz romanlar bugün öyle kolayca yazılmamaktadır.
 
■ Bunun bir nedeni var mı?
 
Var tabii. Bir kültür eksikliği içindesiniz. Bir defa iyi Türkçe konuşmuyorsunuz. Türkçe’yi unuttunuz. Alman insanı günde 700-750 sözcükle konuşuyor. Türk insanı, “Ben sana dönerim”, “Müsait misin?” gibi kalıplarla 200-250 sözcükle konuşuyor. Akşamları devamlı röportajlar var ama hiçbirinde o beklenen Türkçe yok. Bir çapak, bir kekeleme, bir sözcük arama... 
 
3 YENİ PROJE
 
Safa Önal 86 yaşında, son derece dinç, hâlâ üretmeye devam ediyor. Bu yıl 3 proje hazırlamış. Anton Çehov’un ‘Memur’un Ölümü’ adlı öyküsünü sinemaya uyarlamış. Yönetmenliğini de üstleneceği filmin çekimleri mayısta başlayacakmış. Yasemin’in Sazlı Sözlü Gizli Dünyası adında bir film daha hazırlıyor. Bir de dizi senaryosu yazmış. “Dağlı ile Güvercin” de yakında izleyici ile buluşacakmış.
 
 
 
 
 

Yorum yaz