X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

"Mahalle üzerinden bir dünya sorunsalını, önyargıyı anlatıyoruz"

13 Nisan 2017 Perşembe, 10:49:35
Kültür-Sanat + Sonra Oku

"Mahalle üzerinden bir dünya sorunsalını, önyargıyı anlatıyoruz"

13 Nisan 2017 Perşembe, 10:49:35

Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman ile ilk yönettikleri film "Mahalle" üzerine sohbet...

Ünlü oyuncular Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk yönetmenlik deneyimlerine imza attıkları ‘Mahalle’ filmi, 36. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışıyor. İkili, HT Magazin'de Ece Saruhan'ın yaptığı röportajda “Filmde mahalle üzerinden bir dünya sorunsalını, önyargıyı anlatıyoruz” diyor.

Buğra Gülsoy, Emre Erkan, Serhat Teoman ve Mert Öner tarafından kurulan GET Yapım, ‘Pragma’ adlı tiyatro oyunundan sonra ilk sinema filmini de çekti: ‘Mahalle’. Film kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan 3 arkada- şın, mahalleye yeni taşınan gizemli bir yabancıyla birlikte değişen hayatlarını konu ediniyor. Gülsoy, Erkan ve Teoman senaryosunu birlikte yazdıkları filmde bu 3 arkadaşı canlandırıyor. Filmde üçlüye Hazar Ergüçlü, Selen Öztürk, Gökşen Ateş, Gökhan Soylu ve Selahattin Töz de eşlik ediyor. Kariyerlerinde bir ilke imza atarak filmin yönetmen koltuğunda da oturan Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’la buluşup dünya prömiyerini, dün 36. İstanbul Film Festivali kapsamında Atlas Sineması’nda yapan ve festivalin Ulusal Yarışma bölümünde Altın Lale Ödülü için yarışan ‘Mahalle’yi konuştuk. İşte tanıştığımız günden beri içtenlikleri sayesinde kendilerini mahalleden çocukluk arkadaşlarım gibi hissettiğim ikiliyle sohbetimiz...

‘KONUŞMAK, DİNLEMEK VE HOŞGÖRÜ GEREK’

GET, ‘Pragma’ adlı oyundan sonra bu kez bir sinema filmiyle selamlıyor bizi. Aslında filmin hikâyesi başlangıçta bir oyun olarak tasarlanmıştı öyle değil mi?

Buğra Gülsoy: Evet. Biz GET’i oluşturduğumuz günden bu yana inandığımız şeyleri hem sinema hem de tiyatro diliyle anlatmak istiyorduk. Önce ‘Pragma’ adlı oyunumuzla seyirciyle buluş- tuk. Sonra ‘Dip’ diye bir oyun yazdık ama uzun süreli çalışmalar sonucunda ‘Dip’in tiyatro dinamikleri için tam olarak anlatmak istediğimiz şeyi karşılamayacağını düşünüp filmini yapmaya karar verdik. Adını da ‘Mahalle Inside’ koyduk.

Filmin hikâyesi nedir?

Serhat Teoman: Filmimiz kendi kurallarını, kanunlarını kendi koyan bir mahallede geçiyor. 3 yakın arkadaş var; mahallenin bakkalı, kasabı ve emlakçısı. Bakkalı Buğra, kasabı ben, emlak- çıyıysa Emre (Erkan) canlandırıyor. Tabii mahalleli ve bir de mahallenin herkes tarafından güvenilen bıçkın Tahsin Abi’si var. Bir gün mahalleye bir yabancı taşınıyor ve istenmeyen misafire dönüşüyor. Bu yabancıyla ilgili rahatsızlıklar oluşunca mahalle kendi kanunları doğrultusunda yabancının cezasını belirliyor, bu 3 arkadaş da cezayı kesmeye aday oluyor. Bir mahalle hikâyesi üzerinden önyargıyı anlatıyoruz aslında.

B.G.: Mahalle en küçük yerdir ya, büyür şehir olur, ülke olur, dünya olur. Biz de o en küçük yerde geçen bir hikâye üzerinden Serhat’ın da dediği gibi bir dünya sorunsalını, önyargıyı anlatıyoruz.

Bir gün önyargılarımızdan, haklarında hiçbir şey bilmediğimiz insanları “Yabancı” diye yaftalayıp ötekileştirmekten vazgeç- meyi başarabilecek miyiz acaba?

S.T.: Bunu sağlamak için “Neden, niçin?” diye sormak, konuşmak, dinlemek, hoşgörülü olmak, uzlaşmak gerekiyor. İnsanlara hiçbir şey anlamadan, dinlemeden, sorgulamadan yaklaşmak nedeniyle mahallenin de, şehrin de, ülkenin de geldiği nokta ortada. Biz de filmde bunu anlatıyoruz. Şu anda en çok rahatsız olduğumuz şeylerin başında önyargı geldiği için konu olarak bunu seçtik.

Filmin senaryosunu Emre Erkan’la birlikte yazdınız. Nasıl geçti yazım süreci?

B.G.: Film, 2.5 senede oluştu. En çok mesaiyi hikâyeyi kurmaya harcadık. Önce hikâyeyi kurduk, ardından hepimiz yazdık. Biliyorsun yıllardır çok yakın arkadaşız. Çok beyin fırtınası yaptık, “Burası böyle olmalı, böyle anlatılmalı” şeklinde tartışmalarımız oldu. Birbirimize alışkın olduğumuz ve birbirimizi çok iyi tanıdığımız için çok da zor bir süreç değildi bizim için.

'İLK YÖNETMENLİĞİ OMUZ OMUZA YAŞADIK'

Bu filmle ilk yönetmenlik deneyiminizi de yaşadınız. Bu nasıl bir süreçti?

S.T.: İkimiz de oynadığımız dizilerde işin o tarafını da merak ediyorduk. Bizim yolumuz biraz o taraftan da senaryoyu okumakla alakalı. Filmi kendimiz çekmeye karar verdikten sonra “Ben nasıl çekmek istiyorum?” diye düşündük. İkimiz de birbirine çok yakın şeyler düşünüyorduk. “Anlaşamadığımız noktaları da tartışarak hallederiz” dedik ve yola koyulduk. Bir ilki, birbirine çok güvenen 2 arkadaş olarak omuz omuza yaşadık. Bu durum ikimiz için de sancıyı azalttı.

B.G.: Montaj ve kurgudan çıktıktan sonra Serhat’la birbirimize söylediğimiz şey insanın kendi oynadığı bir projeyi yönetiyor olmasının çok zor olduğuydu. Oyuncuyken kurulan dünyanın içindeki zincirin bir parçasısınız ama yönetmen olduğunuzda bütün dünyayı siz kuruyorsunuz. Dolayısıyla daha zor, hele bir de yönetirken oynuyor olmak daha da zor. İkimiz de yönetmenlik yolunda ilerlemek istiyoruz, o dünyayı seviyoruz ama ben bir daha yönettiğim işte oynamam herhalde.

'BU BİR PERFORMANS FİLMİ'

Sen de böyle mi düşünüyorsun bu konuda Serhat?

S.T.: Evet, ben de bir daha yönettiğim işte oynamayı düşünmüyorum.

B.G.: İnsanlar filmi izlediklerinde neden böyle söylediğimizi anlayacaklar. Filmimiz bir tiyatro tekstinden geliyor, dolayısıyla oyunculuklar çok önemli. Bir performans filmi. Mesela 3 dakika tek plan akacak bir sahne var. Onu kurarken, aklından bir sonraki sahnenin kurgusu geçiyor. Allah’tan görüntü yönetmenimiz Serkan Güler’le çalıştık, bize çok destek oldu. Oyuncu arkadaşlarımızın da tanıdığımız, güvendiğimiz, bizi bilen insanlar olması büyük avantajdı.

Oyun olsaydı bu projenin adı ‘Dip’ olacaktı. ‘Mahalle’ye geçiş nasıl gerçekleşti?

B.G.: Filmin ismiyle ilgili çok uzun tartışmalar yaptık. Benim cins bir tarafım var, bir şeyin ismini bulmadan asla başlayamıyorum. Hikâyenin yüzde 70’ine yakın kısmı bir depoda geçiyor. Biz bunu bir mahalleye yazdığımız için sürekli “Mahalleden geliyor, mahalleye gidiyor” filan diyorduk aramızda. ‘Mahalle’ kelimesi hep dilimizdeydi. Film kendi ismini kendi seçti.

‘Altın Lale için yarışmak onur verici’

Senaryosunu yazdığınız, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip başrollerini paylaştığınız ilk filminizin ‘Altın Lale’ için yarışıyor olması ne hissettiriyor size?

S. T.: Filmi yaparken, “Şuraya gider, şurada yarışır” düşüncesinden yola çıkmadık. Tek istediğimiz bir hikâye anlatmaktı. “Yolculuk bizi nereye götürecekse oraya götürsün” dedik. Üstesinden geldik, gelemedik, tökezledik, birbirimizi tutup kaldırdık derken şu an filmin İstanbul Film Festivali kapsamında yarışıyor olduğunu görmek gerçekten büyük keyif, gurur ve onur verici.

B.G.: İstanbul Film Festivali Türkiye’deki en önemli ve prestijli festivallerden biri. GET Yapım’ın ilk filmiyle Altın Lale için yarışıyor olması elbette çok gurur verici, onurlandık.

Biz sinemaseverler ne zaman izleyeceğiz filmi?

B.G.: Önce bir yurtdışı ayağı olacak, sonra burada da seyirciyle buluşacak

'KAFAMIZI POPÜLERLİĞE ŞARTLAMADIK'

Yıllardır tanışıyoruz ve ilk günden beri siz benim için mahalleden çocukluk arkadaşlarımsınız. Hep içtensiniz, doğalsınız. Şöhret bir an olsun bozamadı mayanızı...

B. G.: Teşekkür ederiz. Biz kafamızı “Popüler olmak istiyoruz, ünlü olmak istiyoruz”a şartlamadık. Herkes gibi biz de işimizi yapıyoruz ve tek çabamız işimizi en iyi şekilde yapmak. Bu kadar!

Çekimlerin çoğu Sarıyer’de yapıldı. Mahalleliyle aranız nasıldı?

S.T.: Sağolsunlar çok güzel ağırladılar bizi. Hatta bir keresinde yiyeceklerle, içeceklerle dolu kocaman bir sofra kurup hep birlikte iftar yaptık.

Yorum yaz