X
Son dakika gelişmelerin de anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak ister misiniz?
ANIMSAT
EVET

Arap Baharı'ndan sonra Balkan Baharı mı geliyor?

10 Şubat 2017 Cuma, 15:17:20
Dünya + Sonra Oku

Arap Baharı'ndan sonra Balkan Baharı mı geliyor?

10 Şubat 2017 Cuma, 15:17:20

Romanya'da başlayan yolsuzluk karşıtı protestoların, diğer Balkan ülkelerinde de benzer hareketleri tetikleyebileceği belirtiliyor

Romanya'da, af ve ceza kanununda değişiklik öngören acil hükümet kararnamelerine tepki amacıyla günler süren hükümet karşıtı protestoların ardından hükümet geri adım atıp kararnameleri iptal etti.

Beş yıldan az hüküm giyen veya cezası kalanların serbest kalmasını öngören kararnamelerin ülkede yolsuzluğu "yasallaştıracağını" savunan eylemciler, 22 Ocak'tan itibaren başta başkent Bükreş olmak üzere, ülkenin diğer büyük kentlerinde de hükümet karşıtı protestolar düzenleyip kararnamelerin iptal edilmesini istedi. Protestolar, Romanya'nın Alman kökenli Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis tarafından da desteklendi.

Daha çok "şehirli" ve "eğitimli" kesimin katıldığı gösterilerde, ocak ayında göreve gelen hükümetin de istifası talep edilirken, sosyal-demokrat Başbakan Sorin Grindeanu, hükümetin sadece güven oylamasıyla düşeceğini vurgulayarak, istifa etmeyeceğini açık bir şekilde dile getirdi.

Hükümet, her akşam yüzbinlerce insanın ülke genelinde protesto düzenlemesinin ardından 5 Şubat'ta yaptığı olağanüstü oturumda, kararnameleri iptal etti. Kararnamelerin iptal edilip Resmi Gazete'de yayınlanmasından birkaç gün sonra, 8 Şubat'ta mecliste yapılan güven oylamasında yeterli çoğunluk sağlanamayınca hükümet de düşürülemedi.

Kararnamelerin iptalinin ardından protestolara katılanların sayısı yüzbinlerden yüzlere kadar düşse de Cumhurbaşkanı Iohannis'in hükümete karşı tutumu değişmedi. Iohannis, geçtiğimiz günlerde mecliste yaptığı konuşmada Romanya'nın krizde olduğuna işaret ederek, Rumenlerin yüzde 80'inin ülkenin yanlış yöne gittiği kanısında olduğuna dikkati çekti.

Romanya'nın "şeffaf" bir hükümete ihtiyacı olduğunu vurgulayan Iohannis, 11 Aralık'ta yapılan seçimde büyük bir zafer kazanan hükümetin, kısa bir süre içinde Rumen halkının önemli bir kesimi ile karşı karşıya geldiğini ve hükümetin seçim vaatlerini uygulamaya koymadığını savundu.

Sosyal Demokrat Parti (PSD) lideri ve Meclis Başkanı Liviu Dragnea ise Iohannis'in konuşmasının daha yapıcı, birleştirici ve istikrarlı olmasını beklediğini ancak böyle olmadığını ileri sürdü. Hükümetin iyi bir programı olduğunu ve rahat bırakıldığı takdirde güzel bir yönetim sergileyeceğini söyleyen Dragneu, Iohannis'ten barış sinyali beklediğini de sözlerine ekledi.

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

İKİ BAKAN İSTİFA ETTİ

Cezaevlerindeki binlerce kişinin affedilmesini öngören değişikliklere karşı yapılan protestolar nedeniyle kabinede İş, Ticaret ve Girişimcilik Bakanı olarak görev yapan Florin Nicolae Jianu, 2 Şubat'ta istifa ettiğini açıkladı.

İstifa kararını sosyal medya üzerinden duyuran Jianu, 28 günlük görev süresinde büyük bir inançla çalıştığını belirterek, ''Ancak acımasızlığın ve adaletsizliğin gölgesinde kalacağım hiçbir zaman aklıma gelmedi. Romanya bunları hak etmiyor.'' diye yazdı.

Adalet Bakanı Florin Iordache de devam eden hükümet karşıtı protestolar nedeniyle 9 Şubat'ta istifa ettiğini açıkladı.

Basın toplantısı düzenleyen Iordache, "Bakanlık görevime geldiğim günden bu yana bazı şeyleri düzeltmek için anayasaya ve kanunlara uygun bir takım adımlar attım. Kamuoyunda bu adımlar yeterli görülmedi. Bu nedenle görevimden istifa etme kararı aldım." dedi.

Ülkedeki yolsuzluk karşıtı protestoların başlamasının hemen ardından, Cumhurbaşkanı Iohannis ile telefonda görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkede yolsuzlukla mücadeleyi desteklediğini ifade etti.

'YOLSUZLUK KARŞITI' BATI PROTESTOCULARIN YANINDA

2007 yılında, Bulgaristan ile birlikte AB'ye kabul edilen Romanya, özellikle yolsuzlukla mücadele ve hukukun üstünlüğü konularında Batı'nın sıkı bir kontrolü altında. AB, her yıl tıpkı aday ülkeler için hazırladığı ilerleme raporları gibi, yolsuzlukla mücadele ve hukukun üstünlüğü konularında kat ettiği ilerlemeye ilişkin Romanya ve Bulgaristan için de raporlar yayımlıyor.

Ülkedeki yolsuzluk karşıtı protestoların başlamasının hemen ardından, Cumhurbaşkanı Iohannis ile telefonda görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkede yolsuzlukla mücadeleyi desteklediğini ifade etti.

Görüşmede Merkel, ülkedeki siyasi duruma saygı duyduğunu ve Cumhurbaşkanı Iohannis'e yolsuzlukla mücadelede tam destek verdiğini belirterek, yolsuzlukla mücadele ve hukukun üstünlüğü konularındaki reformların yavaşlamasının, olumlu bir sinyal olmayacağının da altını çizdi.

Öte yandan ABD, Belçika, Kanada, Fransa, Hollanda ve Almanya, Bükreş'teki büyükelçilikleri aracılığıyla yayınladıkları mesajlarda yolsuzlukla mücadeleye destek verdiklerini bildirerek, bir nevi protestocuların yanında olduklarının da mesajını verdi.

'BALKAN BAHARI'NI TETİKLER Mİ?

Romanya'da, 1989 yılında komünist rejimin yıkılmasının ardından düzenlenen en geniş katılımlı protestoların hükümete geri adım attırması, yolsuzluğun yoğun olduğu bazı diğer bölge ülkelerinde de benzer bir hareketlenmenin olabileceği teorilerini beraberinde getirdi.

Sırbistan medyası, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin adaylarından biri olması beklenen eski Dışişleri Bakanı Vuk Jeremic'in, seçimi kaybetmesinin hemen ardından mevcut hükümeti hırsızlık ve yolsuzlukla suçlayarak halka sokaklara inme çağrısında bulunacağını ve bunun kanlı çatışmalara neden olabileceğini ileri sürdü.

Sırbistan'da halkı sokağa dökme planlarının "Soros'un satılık adamları" tarafından yapılacağı savunulurken, Jeremic'in "Hillary Clinton'un eski danışmanları ve ABD'li iş adamı George Soros'un satılık adamları" ile Sırbistan'da "Romanya senaryosu" hazırlığı içinde olduğu kaydedildi.

İktidardaki Sırp İlerleme Partisi (SNS) milletvekili Vladimir Djukanovic de ortaya atılan senaryoların gerçekçi olduğunu, Jeremic'i aday göstermesi beklenen demokratların ve onların destekçilerinin uzun zamandır bu senaryonun gerçekleşmesi için çalıştığını ifade etti.

Sırbistan medyası, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin adaylarından biri olması beklenen eski Dışişleri Bakanı Vuk Jeremic'in, seçimi kaybetmesinin hemen ardından mevcut hükümeti hırsızlık ve yolsuzlukla suçlayarak halka sokaklara inme çağrısında bulunacağını ve bunun kanlı çatışmalara neden olabileceğini ileri sürdü.

BULGARLAR PROTESTO YORGUNU

Benzer komplo teorilerinin üretildiği bir diğer ülke ise Romanya ile aynı dertten muzdarip Bulgaristan. Romanya gibi, yolsuzlukla ve organize suçla mücadele, hukukun üstünlüğü konularında AB'nin sürekli gözetiminde bulunan Bulgaristan'da da halk, hükümet karşıtı protestolar sırasında Rumen halkına destek oldu.

Bulgarlar da Romanya'daki protestoları izlerken, başkent Sofya'da 1997 yılında yaşanılanları anımsadı. O dönem iktidarda olan komünist kökenli Jan Videnov liderliğindeki hükümet, ülkeyi açlık sınırına getirmişti.

Şehir merkezinde toplanan halk, meclis camlarını kırıp içeri girmeye çalışırken emniyet güçleri ile arbede yaşanmıştı. Videnov'u başbakanlıktan istifaya zorlayan protestoların ardından yapılan değerlendirmelerde, ülkenin o dönemde iç savaşın eşiğinden döndüğü öne sürüldü.

O gergin dönemin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen halen AB'nin en yoksul ülkesi olan Bulgaristan'da hükümet karşıtı protestolar, ülkenin yakın tarihinin ayrılmaz bir parçası oldu.

Bulgaristan'da 2009-2013 ve 2014-2017 yıllarında iki kez iktidara gelen Boyko Borisov, ilk iktidarı döneminde, aniden artan elektrik faturaları nedeniyle halkın protestolarına maruz kalmıştı. Protestolarda bazı vatandaşların kendilerini yakması üzerine Borisov istifa etmek zorunda kalmıştı.

Borisov'un ikinci kez iktidara gelmesinden önce ülkeyi yöneten Plamen Oreşarski liderliğindeki koalisyon hükümeti de ülkede oligarşi ve mafyanın güçlenmesi nedeniyle aylarca protesto edilmişti. "Her devletin bir mafyası, Bulgaristan'da ise mafyanın bir devleti var" tanımlaması ile hatırlanan Oreşarski'nin istifasının ardından 2014 yılında yeniden iktidara gelen Borisov, istifa ettiği 2016 yılı kasım ayına kadar Oreşarski'den farklı bir yönetim sergileyemedi.

Yakın tarihte birçok kez hükümet karşıtı protestoların ve istifaların meydana geldiği Bulgaristan, her ne kadar Romanya'dakine benzer bir senaryonun yaşanabileceği ülkelerden biri olarak gösterilse de uzmanlar bu ihtimalin uzak olduğunu düşünüyor.

Bulgar halkının protesto etmekten ve hükümetlerin başarısız yönetimlerinden "yorgun düştüğünü" savunan uzmanlar, halkın 26 Mart'ta yapılacak erken genel seçimin ardından kurulacak hükümetin icraatlarını bekleyeceği görüşünde.

MACARİSTAN'DAKİ PROTESTOLARI GÖÇMEN KRİZİ DURDURDU

Yolsuzluk sorununun olduğu bir diğer bölge ülkesi ise son dönemde daha çok sığınmacı krizi ile gündeme gelen Macaristan.

Macaristan'da da 2014 yılında ABD'nin Budapeşte Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, ülkedeki Amerikan şirketlerine zarar veren yolsuzluklarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle Vergi Dairesi Müdürü Ildiko Vida ve beş üst düzey yetkilinin ABD'ye girişlerinin yasaklandığını duyurdu. O dönemde halk, ülkedeki yolsuzlukları protesto etmek için farklı şehirlerde geniş katılımlı protestolar düzenledi.

Aynı dönemde, internet kullanımına getirilmek istenen vergiler, iktidar partisine mensup bazı milletvekillerinin lüks yaşam tarzına ilişkin basında yer alan haberler ve hükümetin otoriter girişimleri, özellikle ülkedeki gençlerde büyük tepkiye neden oldu.

Artan tepkiler nedeniyle Başbakan Viktor Orban, internet yasa tasarısının geri çekileceğini açıklamak zorunda kaldı. İnternet yasasının meclisten geri çekilmesine rağmen halk, Orban liderliğindeki hükümetin, ülkede özgürlükleri kısıtladığını ve yolsuzluğa bulaşanları önemli makamlara getirdiğini savunarak protestolarına devam etti.

Ekim 2014-Mayıs 2015 döneminde ülke genelinde on binlerce insanın katılımıyla düzenlenen yolsuzluk karşıtı protestolarda, Orban ve hükümete istifa çağrısında bulunuldu. O dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında, yolsuzluk iddiaları nedeniyle hükümetin yüzde 15 oranında oy kaybettiği belirtildi.

2015 yılında, özellikle Ortadoğu'daki savaşlar nedeniyle Avrupa'ya göç etmek isteyen insanlar nedeniyle ortaya çıkan "sığınmacı krizi" Macaristan'daki iç politikayı da tamamen bu yöne çevirdi. Macar hükümeti, halkın memnuniyetsizliğini, sığınmacı ve yabancı düşmanlığı politikası izleyerek unutturmaya çalıştı.

Macar hükümetinin izlediği sert sığınmacı karşıtı politika, iç siyasette kendine büyük bir kazanç sağladı. Ülke genelinden yapılan büyük eylemler nedeniyle kaybedilen yüzde 15 oranındaki oyun, son kamuoyu araştırmalarında yeniden geri kazanıldığı görüldü.

Macaristan'da halen hükümetin sağlık ve eğitim politikasına tepki amacıyla daha küçük çapta eylemler devam ediyor.

SOROS MACARİSTAN'I İKİYE BÖLDÜ

Öte yandan, Macaristan'da halkı sokağa dökebilecek organizasyonlardan biri olarak da Soros vakıfları ve ülkedeki bağlantıları gösteriliyor. Hükümetin Soros'un sahip olduğu vakıflar ve bu vakıflarla bağlantılı sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili yapmayı planladığı yasal düzenleme ülkeyi adeta ikiye böldü.

Bazı akademisyen ve uzmanlar, söz konusu yasal düzenlemenin gereklilik olduğunu belirtirken, Soros'un bağlantılı STK'lar ile toplumları dönüştürmek istediğini ve bu düzenlemelerle söz konusu STK'ların daha şeffaf hale getirilmesinin planlandığını savundu.

Ülkedeki STK'ların bazılarının yurtdışından maddi destek alarak iç siyasete müdahalede bulunduğunu savunan uzmanlar, yapılması planlanan düzenlemeyle bu kuruluşların klasik STK'lar olmadığı, gizli gündemleri olan ve yabancıların çıkarlarını korumak için siyaset yapan kuruluşlar olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürdü.

Öte yandan, Macaristan'da hükümetin Soros'a saldırarak ülkedeki mevcut sorunları unutturmaya çalıştığını ve amacın STK'lara korku salmak olduğunu düşünenler de mevcut.

Ülkedeki bu kesim de Macaristan'da binlerce STK'nın faaliyet gösterdiğini, hükümetin özellikle sığınmacı politikası ve yolsuzluk konusunda kendisini zorlayan birkaç STK'dan büyük rahatsızlık duyduğunu savundu.

Macaristan'da merkez sağ Fidesz hükümeti, Macaristan asıllı ABD'li ünlü yatırımcı George Soros'un sivil toplum kuruluşlarını kendi çıkarlarını yerel hükümetlere dikte ettirmek için kullandığını iddia ediyor.

Özetle, Romanya'da hükümete geri adım attıran protestolar, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde de benzer hareketlenmelerin yaşanabileceğini kamuoyunda tartışmaya açtı. Tartışmaların sokaklarda kitlesel yansımalarının olup olmayacağını ise önümüzdeki günler belirleyecek. 

Yorum yaz