• Gecenin 2’si... Muhabir arkadaşım Serdar Yazıcı ile İstanbul Dolapdere’deki Irmak Caddesi’ndeyiz. Art arda kapaklarını açmış 3 kamyonette serili çakma spor ayakkabılar karanlıkta parlıyor. Miriman Sokak’a döner dönmez, sıra sıra dizilmiş onlarca scooter ve motosiklet yol kesiyor. Kesinlikle gıcır gıcır değiller, çünkü hepsi ikinci el. Hatta ikinci el olsa iyi; ortalık, İngiliz yönetmen Guy Ritchie’nin 2000 çıkışlı kült filmi Snatch’ten bir sahne gibi...

  • (İzleyenler hatırlar; Jason Statham’ın canlandırdığı “Türk”, sağ kolunu Londra’nın Roman mahallelerinden birindeki ikinci el pazarına eskimiş karavanlarının yenisini bulmak için gönderiyordu ve olaylar gelişiyordu.)

  • Ama durun! “Motosiklet reyonu” sandığımız bu köşe meğer satıcıların garajıymış! Kafadan karavana! Neyse, hemen yanında dizüstü bilgisayarlar... Biri civardaki herkesin dikkatini çekiyor; zira üzerine kötü bir işçilikle o meşhur elma logosunun ilginç bir replikası kazınmış. Bunun günahı ne? “150 lira abi!” 

  • “Nasıl yani?” demeye kalmadan yaşlıca bir adam laptop’u elimden çekiştirerek “Sen almazsan ben alacağım” diyor. “Amca yapma” diyecek oluyorum. “Bu laptop’un çalışacağına dair hiç umut yok.” Ama teknoloji aşkı sağır etmiş amcayı! 

  • “İşlemcisi ne?” diye tuhaf kaçan sorularla vakit kazanmaya çalışırken, vaziyeti çakıyorum. Meğer teşkilat kurulmuş; esas tezgâhtar, o yaşlı adammış: “Boşver işlemciyi, içindeki Ahmet Kaya şarkıları yeter” diyor. Serdar’la inceden tüyüyoruz...